Kim, kime karşı sorumlu? ATV'de "Hatırla Sevgili" isimli diziyi bilmem takip ediyor musunuz? Demokrat Parti iktidarının son ayları... Tahkikat Komisyonu kurulmuş; bazı gazeteciler hapse atılıyor... demokrasinin raydan çıktığı gerekçesiyle üniversite talebesi sokağa dökülmüş... CHP ve DP arasındaki derin kutuplaşmanın doğurduğu siyasi görüş ayrılıkları, seven gönülleri de birbirinden koparıyor. Dizi, yeniden 27 Mayıs darbesini düşünmeme vesile oldu. Çok partili demokrasiye geçmemizden sonra işlenen "ilk günah"tı bu darbe. Ve ister istemez başkaları onu takip etti: 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat... Her dönemde, işler biraz sarpa sarınca "asker müdahale etsin" diyenler vardı. Türk Silâhlı Kuvvetleri de, hiç değilse bir kısım vatandaşın bu talebinden güç alıyor, "meşruiyetini kaybeden (!) bir iktidara karşı, Türk milleti adına" yönetime el koyuyordu. "Hatırla Sevgili" dizisinde CHP'li ailenin bir üyesi olan Sevim gazeteci... sütununda adeta bir "ihtilâl beyannamesi" kaleme alıyor; askeri göreve çağırıyor. Her dönemde gördüğümüz türden bir basın mensubu Sevim... Çok şükür artık, birkaç istisna dışında, böyle insanlara pek rastlanmıyor. Askerin müdahalesi, bugünkü şartlarda genelde hoş karşılanmıyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt bunun farkına varabilse, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'e o konuşmayı yapmazdı: "Ben de diyorum ki, resmi görüşümüz alınmadı. Bir toplantıdaydım. Döndüğümde televizyondan öğrendim. Sorsalardı şunu söylerdik: Bu devletin resmi görüşünden sapmadır."
***
Olay şöyle gelişti: Ertuğrul Özkök, Ankara'dan (muhtemelen Fatih Çekirge'den) bir telefon alıyor. Muhatabı, "Finlandiya'ya sunulan önerilerden askerin haberi yok" diyor. Bunun üzerine Özkök, Genelkurmay Başkanı'nı arıyor. Yaşar Büyükanıt akşam 19 sularında Özkök'e dönerek, gelişmelerin kendi bilgileri dışında cereyan ettiğini söylüyor, aynı zamanda "Adada 40 bin askeri olan bir Kurum'dan görüş alınmaz mı?"diye de soruyor. Sanki adadaki asker, milletin askeri değil de, Genelkurmay'ın askeriymiş, sanki bu askerler üzerinde tasarruf yetkisi hükûmet ve TBMM'de değilmiş gibi... Hürriyet gazetesi kaşımasaydı, Büyükanıt gene konuşur muydu, bunu bilemem. Ama, gazetenin kaşıması da... Büyükanıt'ın konuşması da, iyi olmadı. Türkiye'nin yaptığı öneriler 7 Aralık'ta medyaya yansıdı. O gün, Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, başkentin sorunlarını konuşmak üzere biraradaydı. Büyükanıt ve Sezer, pekalâ işin mahiyetini Tayyip Erdoğan'dan sorup öğrenebilir, kendi düşüncelerini de, kapalı kapılar ardında ona anlatabilirlerdi. Varsa bir sitemleri, medyaya beyanat vermek yerine, bizzat başbakana iletebilirlerdi. Ama, görüşlerini kamuoyuyla paylaşmayı tercih ettiler. Böylece bu kritik günlerde lüzumsuz bir tartışma başladı. Genelkurmay'ın "Bilgi verilmedi, sadece eski Müsteşar Ali Tuygan, Genelkurmay 2. Başkanı Org. Ergin Saygun'u ziyaret ederek veda etti" demesi ve Çankaya'nın da "Ne doğrudan, ne de dolaylı bilgilendirildik" iddiasını dile getirmesi üzerine, Dışişleri Bakanlığı dün resmi bir açıklama ile devreye girdi; hem Çankaya'ya, hem Genelkurmay'a öneriler hakkında bilgi verildiğini söyledi. Dışişleri Bakanlığı'nın üslûbu hayli sertti: "Öneriler, Türkiye'nin yarım asırlık AB ilişkilerinin rayından çıkarılmasını engelleme hamlesidir. Bu hamlenin, 'bilgi verildi, verilmedi' tartışmasıyla gölgelenmesi çok acı. Millmenfaatlerimizin korunmasının bu kadar önemli olduğu bir dönemde, devlet kurumları arasında güven bunalımı çıkarma gayretleri, ülkemizin yüksek çıkarlarına hizmet etmemektedir." Tahminler, tepkinin, bilgilendirmenin "zamanlamasından" kaynaklandığı yönünde. Tepki gösterenler, herhalde, öneri paketi sunulmadan önce hükûmet, Genelkurmay'a ve Çankaya'ya malumat arz edip, "olur almalıydı" diye düşündü. Bir gün anayasadaki hükmü tersine çevirsek, bu istedikleri de olur. 117'nci maddeye, "Genelkurmay Başkanı, başbakana karşı sorumlu" yerine, "Başbakan, Genelkurmay Başkanı'na karşı sorumludur" diye yazarsak, Orgeneral Yaşar Büyükanıt, sitem ve serzenişlerinde haklı hale gelir.