Çiftlik gübresi
Hayatın gerçeklerini en iyi biçimde, hayvan hikayeleri anlatır. Kocaman bir devin omuzları üzerindeki cüceler, devden ilerisini görebiliyorsa, küçücük kuşların, kocaman insanlara ders vermesinden doğal ne olabilir ki.
***
Kış gelince, bir türlü sıcak ülkelere göç etmeyen bir serçe varmış. Fakat günün birinde hava öylesine soğumuş ki, minik serçe güneye doğru uçmak zorunda kalmış. Bir süre sonra, soğuktan kanatları donmaya başlamış ve serçe bir çiftliğin toprakları üzerine, neredeyse donmuş olarak düşmüş.
***
Bu arada, yanından geçen bir inek, serçenin üzerine pislemiş. Serçe sonunun geldiğini düşünmüş fakat vücudu ve kanatları, gübrenin sıcaklığıyla ısınmaya başlamış. Nefes almayı başaran serçe, mutlu bir şekilde şarkı söylemeye başlayınca, cıvıltısını duyan bir kedi, sesin geldiği yeri araştırmış ve dışkıları temizleyip, serçeyi bir güzel yemiş...
***
Yazının anafikri: "Tepene pislik eden herkes senin düşmanın değildir. Seni pisliğin içinden çıkartan herkes de dostun değildir!" Buradan şu çıkıyor. Pisliğin içinde rahat ve mutluysan, sakın sesini çıkartma...
***
Şimdi bu hikayenin anafikrinden çıkan acı gerçek, toplum gerçeği olarak da karşımızda duruyor. Pislik içinde rahat ve mutlu bir yaşam sürenlerin, sesinin neden çıkmadığı... Reddedilmesi imkansız bir teklif midir, pislik içinde yaşamak. Çaresizlik mi?
***
"Onurlu bir yaşam için, ölümü göze almaktan kutsal ne olabilir ki" desem, safları doldurabilir miyim? Yaşamın anlamı yaşatmaksa, "Ben yaşıyorum" diyenlerin sesini duyabilir miyim? Korkmayın ben adam yemem!