Geçmişteki liderlerin, karşısında el pençe durduğu gazetecilik, yıllardır ülkeyi yönetmedi mi?
Seçimleri yönlendirmedi mi?
At oynatmadı mı, boş arazilerde?
Vatan savunmasında birinci derece rol oynaması gereken bir meslek, bugünlerin temelini atarken, hangi değerleri savundu?
Soysuz magazini mi?
Yalandan sporu mu?
Yoksa, birinci sayfalarındaki sinsi politik mektupları mı?
***
Bu mesleğin saygınlığını yok eden yatırımları kim yaptı?
Yayılan yozlaşmanın damarlarındaki mikropları kim üretti?
Kendilerine tanrı süsü verip, ülkenin kurumlarına kim hükmetti?
Sade bir Türkçe'yle karnı doyan bu kutsal mesleği, lüks villalarla, milyon dolarlarla gözü doymaz hale getiren kimdi?
Ya da kimler?
***
Ülke yanarken, üzerine pahalı şaraplar içmeyi gazetecilik sayanlar, işçiyi, memuru, öğretmeni kendilerinden saymadı.
Mankenleri saydılar, "Deniz, Fulya, Sevda, Eda, Meda..." Televizyon dizilerindeki soysuzları saydılar.
Emek ve yetenek, para etmez hale geldi, çetecilik ruhu gazetelerin içinde baştacı oldu.
1980'den sonrasındaki gazetecilik, bütün çirkinliklerin, bütün yağmanın ilk sebebidir.
Onlar sadece kendi canları yanarken adalet istediler de, ülkeyi yakarken imdat seslerine kulaklarını tıkadılar.
***
Özgürlük sınavıymış! Medya, özgür olmayı hiçbir zaman istemedi.
Para istedi, toprak istedi, krallık istedi.
***
Şimdi bu ülke, kendisine yakışan bir sona doğru hızla yaklaşıyor.
Ama ülkenin sonunu politikacılar değil, genel yayın yönetmenleri belirledi.
Tüccar yayın yönetmenleri.
Çünkü onlar, 1980'den sonra istediklerini seçtirdiler, istedikleriyle oynadılar. Onlar gizli başbakandı, gizli Cumhurbaşkanı.
***
Şimdi kaybettikleri otoriteyi arıyorlar.
Mesleğin onurunu değil!