Dilekler ve gerçekler Yeni bir lig sezonu başlıyor. Her sezon öncesinde ekilen sportmenlik çiçeklerinin, ligin ilk haftasından itibaren, kökünden sökülmemesini... Taraftarlığın pusulasının küfre kıyamete çevrilmemesini... Şiddetin ve nefretin kan grubunu değiştirmemesini... Hakemlerin adaletsizliği zimmetine geçirmemesini... Yöneticilerin dillerini dişlerinin içinde saklamasını diliyoruz. Ama biliyoruz ki... Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek hayallerimiz. Ezeli rekabetin, edebi nefrete dönüşmemesini bekliyoruz bu yıl da... Gazetecilere söven soysuz yöneticiliğin hayatımızdan çıkmasını... Hayvani duyguların temsilcilerinin, arsızca karşımıza çıkmamasını... Futbolun, sportmenliğin yasaklandığı arena değil, kardeşliğin dans ettiği bir festival olmasını... Rakibini hakeme ihbar eden değil, düşeni yerden kaldıran futbolculuğun hayata geçirilmesini diliyoruz. Ama biliyoruz ki... Bu yıl da gerçekleşmeyecek hayallerimiz. Futbolun geleceğini, televizyonların para kazanması üzerine kuran sistem, doğaldır ki şiddeti ve nefreti körükleyecektir. Maksat reyting olsun. Oynaklığın kitabını yazan yeni popüler soytarılar yerleştirilecektir ekranlara. Doğaldır ki yöneticiler, günahları başından savmak için, kendi tribünlerini bile yem edecektir sisteme. İhanet departmanları apartmanlar dikecektir, boş buldukları her arsaya. Ağlama derslerinin mızıkçı öğrencileri, hal ve gidişten sınıfta kalacaktır da, dimdik ayakta kalacaktır yine.. Irkçı yazarlar, "Bir emrin var mı abi?" diye soracaktır, göbekten bağlı oldukları yöneticilerine. Hepimizin gördüğünü, yine bizlerden saklamaya çalışacaktır spiker beyler. Ekranlardaki "pozisyon karhaneleri" yeni müşteriler bulacaktır, kendilerine yakışan. Bize yakışan... İnatla, bu düzenin karşısında durmaktır. Popüler soytarılığa bayrak açarken! Onlardan yana olmamak gibi bir apolete sığınırken...