Senin adın yeter Kazım Kanat Sevgili Kazım Kanat'ın, kepengi 24 saat açık tuttuğu Bodrum'da, ölüme meydan okuyan şiirsel haykırışlarını dinliyorum. Bir yanı hala işçilik hamalı, öte yanı yaşamın Romeo'su olmuş birinin verdiği mücadeleyi hayranlıkla izliyorum. Kazım Kanat inatçıdır. Öznesi yaşamak olan cümlelerinde, virgülleri çoktur. Yaşamına nokta koyacak melekleri, "Şu anda müsait değilim" diyerek yolcu edecek kibarlığı her zaman mevcuttur. Duyduğuma göre meleklerden bir yaşam örgütü kurmuş zaten. Fotoğraflarına bile umutsuzluk sızdırmıyorlar. Sabah kahvaltısında Anka yumurtası. Akşamları Samanyolu'nda ölümsüzlük ateşi. Her gün yeniden ütüleniyor düşleri. Kahve fallarında üç vakitli pembe hayaller. Yeni yaşam tezgahında, paha biçilmez anılar herkese bedava. Dinleyenlere ders kitabı niteliğinde üstelik. Bir gerçek var ki; kendine gecikmişliğin yasına, melekler de engel olamaz. Geçenlerde bir mesaj yazdım, teknedeki ipekten duvarının üzerine. "Ah be Kazım Abi! Bazen düşünüyorum da, kaçan pozisyonlarla uğraşmakla, yakalayamadan kaçırdığın ne çok gün biriktirmişsin" diye. O zaman okumadıysa, şimdi okur. Biriktirdiği günleri şimdi gönlünce harcar... Gazetecilik ve eleştirmek arasındaki hengamede, aslında neler kaybettiğimizi, bir teknenin ya da sırat köprüsünün üzerindeyken daha iyi anlıyor insan. Ölmek adına yüzdelik ihtimalleri yok eden direncin sahibine, uzaktan bir dost selamı benimki. Önünde diz çökülecek bir savaşa komutanlık eden, hayatın askerine geç bile kaldım. Kanser denince, şair Şemsi Belli'nin ölümsüz kitaplarından birindeki önsöz gelir aklıma. "Aşk varken kansere ne gerek vardı!" Ben de diyorum ki... Sevgili Kazım Kanat. Aldırma kapının önünde dolaşan gölgelere. Senin kan grubun RH proleter! Ölüme karşı durmaya adın yeter!