Topu topu bu kadar!
Nefret döllenmesinden kalanlardır futbolumuzdaki enkazın sebebi. Kendimize hesap verirken, dürüst olmayı bilseydik keşke. Keşke kara örtüler altına saklamasaydık hatalarımızı. Biraz sevginin kimseye zararı olmazdı, bunca nefretin içinde. İsviçre maçında çamur deryasından çıkarken, üstümüze renkli masumiyet boyaları sürüp, göz boyamasaydık keşke. Edepsizlik faullerinde kendimize hiç olmazsa sarı kart gösterebilseydik. Hafife aldığımız her şey, bizlere pahalı bedeller ödetiyor. Futbolculara bakın. Genç fidanların, üç günde nasıl eğildiğini görün. Onların ilham perileri, iyi örnek değil ki. Ya küfürü öğreniyorlar, ya bitirimliği, ya da sinsi geceleri... Yurtdışında oynayan futbolcularımıza bakın. Her haltı işliyorlar, ardından en kolay çıkış yolu, "Biz Türküz bizi sevmiyorlar!" Biz kimi seviyoruz. Bizler birbirimizi seviyor muyuz? Tribünlere bakın. Belalı bir gençlik üretildi. Kendi futbolcularına söven adamların, rakiplerini nasıl küfür yağmuruna tuttuklarını izlemiyor muyuz? Yöneticilerin dilinde engerekli yılan var sanki... Çocuklarımızı ısırırken, gönül verdiğimiz takımın yöneticisi olmaları, meseleye masumiyet kazandırabilir mi? Kaliteli futbolun seyirci topladığı günleri yitirdiysek, kalitesizliğin başının kalabalık olması sebepsiz değil. Üç büyüklere bakın. Bitlenmiş güllere... Ülkemizin futbol mezarlığı haline dönüşmesi, birçok şeyle bağlantılı. Herkesin futbolu anadil bellediği bir ülkede, her şey birbirini tamamlıyor. Bir gerçek var ki, topu topu bir futbol topu kadar sevgimiz var. Onu da tekmeleyip duruyoruz. Küfür kıyamet! Oysa futbol çağdaş ülkelerde sanat yerine geçiyor.