Meclis'te ıska geçen yumruklar bir yana Allah'ın günü sinkaflamaya varan küfürler çınlıyor. Koca koca vekiller birbirlerine hababam sövüp sayıyor duyup görüyoruz. Bunca stres bunca gerginlik içinde sinir boşalması doğaldır diyelim. Doğal olmayan seçilen sözcükler, kullanılan sokak jargonu. Oysa politika güzel söz söylemenin arenası olduğu kadar kinayenin, özlü ve yaratıcı laf oturtmanın süper ortamı. Eleştirmek, yermek, hakaret etmek için bile zeka gerekir.
HİCVİYYE Politikadan spora, sanattan sokağa hatırlanan ne varsa kimyasına zeka parıltısı işlemiş olan hatıralardır. Mesela Divan Edebiyatı bunun örnekleriyle doludur. Söz gelimi; birini yermek için yazılan manzumelere hicviyye demiş eskiler. Sözcükler o kadar ince örülürmüş ki methediliyor sanan kişi aslında yerin dibine sokulurmuş. Bir örnek vereyim şu sıcak yaz günü serinlesin: Fahr-ı alemsin ve likin fası yok Gevher-i kansın ve likin rası yok Dilerim Hak'tan bunu rez u şeb Sana bir merkep vere kim bası yok.
ÖVÜYOR MU SÖVÜYOR MU? Burada parlak sıfatlarla övüldüğü sanılan, dahası Allah'ın kendisine bir eşek vermesi için hayrına dua edilen şahsın başına meğer neler gelmektedir. Haydi inceleyelim: Sen eşeğin birisin. Sen gübresin. Senin canını alması için Allah'a dua ediyorum. Nasıl böyle oluyor? Hiç de öyle bir şey sezilmiyor derseniz, ustalık orada zaten. Fahr sözcüğü eski yazı ile yazılınca ve içinde fası yok denip de fa'sız okununca ortada hâr sözcüğü kalıyor. Bu da bildiğimiz eşek oluyor. Şair adama doğrudan eşek demiyor da bilgisini, becerisini işin içine katarak bu son derece zekice örülmüş dizeleri söylüyor.