Bir anı
40 yıl önceydi. Yine bir 10 Kasım, bütün Türkiye'de büyük kurtarıcımız yasla ve teessürle anılıyordu. Şurası tartışmasızdır ki, dünyada Atatürk kadar kendi milleti tarafından sevilmiş bir ikinci devlet adamı yoktur, bulunamaz da kolay kolay... Bizler, henüz ortaokul çağındaydık... Mektepler kapalıydı, sabah törenlerimizi yapmış, daha sonra da mahalle arkadaşlarımızla bir köşede top oynamaya başlamıştık. 10 Kasım'ın ne olduğunu bilecek yaştaydık, törenlerde de sahiden üzülmüştük ama çocukluk işte, sonradan da o yuvarlak topun peşinde koşmaktan geri durmamıştık.
***
Biz oynarken, sahanın kenarından geçen iki sivil giyimli adamdan biri, bize doğru seslendi. "Utanmıyor musunuz" dedi, "10 Kasım'da top oynamaya..." Önce şaşırdık. 10 kasım ile top oynamak arasındaki ters bağıntıyı kavrayamamıştık. Ben adama cevap verdim: Ne var top oynamakta. Biz Atatürk'ü sevmiyor muyuz yani! Bizi ikaz eden adamın cevabı sert oldu. Alenen ve çok anlaşılır biçimde anama küfretti. Ben de aynen mukabele ettim.
***
Atatürk'ü çok seven, onun anısına pek saygılı görünen bir adam, 13-14 yaşlarında anasını tanımadığı bir çocuğa küfür ediyordu. Benden aynı küfürü yiyince, başladı arkamdan koşmaya Ben kaçtım o kovaladı. Belki birkaç kilometre takip etti beni. Yakalayabilseydi belki, ağzımı burnumu dağıtacaktı. İçindeki Atatürk sevgisinden(!) Fakat ben kaçtım ve izimi kaybettirdim. Daha sonra öğrendim ki, o gün sivil giyinmiş bir polis memuruymuş o şahıs. Ben Atatürk'ü zaten çok seviyordum. O adamın ne kadar sevdiği ise zaten ortadaydı!