Hükümet ile IMF arasında beklenen anlaşmanın yapılamaması, IMF'nin bazı can alıcı kalemlerde kısıtlamaya gidilmesini istemesidir. Maalesef eğitim harcamaları da bu kapsamdadır. Her şeyin başı dediğimiz eğitim, zaten sorunlarla boğuşuyordu. Son yıllarda yapılan iyi niyetli çabalarla, tam umutlanmaya başlamıştık ki, her şeyi yine başa döndürecek bir dayatmayla karşı karşıya kalınıyor. Doğrusu bu kabul edilebilir gibi değil.
Eğer Türkiye'ye yardım etmek istiyorsanız, bunu eğitimi zarar görecek şekilde değil, aksine destekleyecek şekilde yapmalısınız.
***
Hükümet, kabul edilmesi mümkün olmayan bu dayatmalara ayak sürüyor. Yumuşatıcı karşı teklifler hazırlıyor. Ama diğer yandan da ekonomik kriz, eğitim harcamalarını olumsuz etkiliyor. Bu gerçek, ilk olarak Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2009 bütçesine yansıdı. Bütçenin son dört yıldır, sürekli artıyor olması bizi oldukça umutlandırmıştı. Öyle ki, milli gelir oranı 2007'de yüzde 3.40'a çıkmış, 2008'de de aynı oranlarda devam edince, doğal olarak bu yıl da aynı seviyeleri, hatta daha fazlasını beklemiştik. Çünkü bu artışlar, eskiden beri gelen sorunların çözümünü pek karşılayamamış olsa da, yine de iyileşme gözle görülebiliyordu.
Ne de olsa eğitime bu kez silahtan daha fazla bütçe ayrılıyordu.
Ama beklenen olmadı, olamadı. 28 milyar TL olarak açıklanan 2009 bütçesinin milli gelire oranı yüzde 2,80 civarında ifade edilmektedir. Geçtiğimiz yıllarda, ABD ve AB'deki çeşitli fonlardan da destekler geliyordu. Bu yıl kriz dolayısıyla bunlar da gelmeyecek. Yani bütçe azalıyor öğrenci sayısı artıyor.
Zaten bu bütçenin yüzde 66'sı personel maaşı için ayrılıyor. Yatırım ve hizmet alımları için ayrılan miktar sadece 2.8 milyar TL (yüzde 10)...
15 milyon öğrenci, 700 bin öğretmen , bozdur bozdur harca!
***
Yükseköğretimde durum pek farklı değil. 8 milyar 772 milyon TL olan 2009 bütçesi, milli gelirin yüzde 0.79'una tekabül ediyor. Son dört yılda bu oran yüzde 1'in altına düşmemişti. Oysa üniversite sayısı bu yıl 96'sı devlet, 40'ı vakıf olmak üzere toplam 134'e çıkmıştır. Öğrenci sayısı her yıl 100 bin artarak bu yıl 2,6 milyona çıkmıştır. Bunun 750 bini, yani yüzde 25'i bu yıl girdi. Buna paralel olarak eğitimi iyileştirecek olan olanaklar artması gerekirken, azaltılmak zorunda kalınıyor. Eğitim görevlisi sayısı artırılamıyor. Bir profesöre düşen öğrenci sayısı 180'i buluyor. Böyle olunca da kaliteli eğitimden uzaklaşılıyor.
***
Görülüyor ki, krizde eğitimimiz daha şimdiden 2 vites gerilemiştir. Bir birimizi suçlamak da pek çözüm değil. Ülkemizin imkanı bu. Bana göre, bir an önce eğitimde özelleştirmenin önü açılmalıdır. Özel sektör eğitime daha çok olanaklar sunabiliyor. Sonuçlar ortadadır. Devlet ilköğretimde bir öğrenciye 1000 dolar eğitim harcaması yapabilirken, özel okullar en az 5 katını yapabiliyor. Vakıf üniversiteleri de her bir öğrencisi için devletin ayırabildiğinin 6- 7 katını harcayabiliyor.
Eğitimimizi, IMF'nin ve diğerlerinin insafına bırakmamak için, bir an önce kendi kaynağını yaratacak yapılanmaya geçilmelidir.