Hastanın biri doktora "Doktor bey, hafızam çok zayıf, her şeyi unutuyorum" deyince doktor "Ne zamandan beri?" diye sormuş. Hasta cevap vermiş: "Ne, ne zamandan beri?" Unutmadan söyleyeyim; hastası olduğum bu fıkrayı hatırlayınca unutkanlık hastası olmak istedim! Kendi kendime "Fikri, her şeyi unutmak mı istiyorsun?" dedim; tam cevaplayacaktım ki kendi kendime sorduğum soruyu unuttum. "Tamam.." dedim ve ekledim: "Fikri,evetartıksenbirunutkanlıkhastasısın,sakınbunuunutma.." Evet önümüzde yerel seçim var.. Bu seçim öncesinde, sırf önümüzdeki günlerde DenizFeneriüzerindenBaşbakanErdoğan'a"uyuşturucukaçakçısı"diyebilmenin"zeminini"hazırlayabilmekiçin Mehmet Sevigen'i manşete çeken ve böylece ileride "Bakın biz tarafsızız, CHP'liye de vuruyoruz" diyecek olan ve hatta şimdiden demeye başlayan "CHP medyası" medyası ile karşı karşıyayız. Bunlar unutulmayacak elbette, ama ne yazık ki tarih bilincimiz, elinde sigara görünüyor diye Atatürk'ün elindeki sigarayı fotomontajla yok eden bir tarih bilincidir.. (Heyhat ki, "sigarayla mücadele" için bu fotomontaj yöntemi kriter alınırsa bu kez birileri çıkar ve başı örtülü bir fotoğraftaki Latife Hanım'ın başını fotomontajla açar Adına da "şeriatla mücadele" der!) Evet "etik" diyoruz, "tetik" diyoruz, "belediye meclis üyesi listesi için kıran kırana mücadele var" diyoruz. Ama şu üç sözcüğü unutuyoruz.. Ben ise hiç unutmuyorum ve bu sözcükleri unutmamak için de 25Nisan2007'deYeniŞafak'ta yazdığım şu yazıyı, daha doğrusu o yazıya konu olan "olayı" hatırlıyorum. Bakın ne yazmışım: Feragat,cesaretvekararlılık... Bu üç sözcüğün her biri haysiyet kavramına, başka bir deyişle "adamlık"a gönderme yapar.. Adam olan da zaten bu "adamlık"ın ne olduğunu adamakıllı çözer.. Örneğin "feragat" ile "vazgeçme" kelimeleri arasında çok kalın bir çizgi vardır. Tıpkı "cesaret" ile "gözükaralık"; "sabitfikir" ile "kararlılık" arasındaki fark gibi.. Ersönmez Yarbay'ın kişiliğini tenzih ederim ama diyelim ki Yarbay, cumhurbaşkanlığı adaylığına dair yaptığı başvuruyu geri çekti. Bunun adı, vazgeçmektir; feragat değil.. Seçilemeyeceğini bilen birinin geri adım atması vazgeçmektir. Seçileceği kesin olan birinin cumhurbaşkanlığına adaylığını koymaması feragattir. Cesaret'e gelince.. Fazilet Partisi kongresinde Recai Kutan'a karşı Abdullah Gül'ün aday olması bir cesaret örneğidir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül'e karşı örneğin Deniz Baykal'ın aday olması ise, gözükaralıktan başka bir şey değildir. Keza, "Erdoğan cumhurbaşkanı olamaz, çünkü eşinin başı kapalı.." demek, sabit fikrin delaletidir. Ama "Benadayolmuyorum;adayım,eşibaşörtülüolanAbdullahGül'dür"demek,kararlılıktır. Tabii, işin bir de şu boyutu var.. Cumhuriyet'i belli bir kliğin içine hapsedenler Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına "cumhuriyetçilik" ilkesini dillerine dolayarak muhalefet edeceklerdir. Oysa Kayseri'de "TornacıAhmetHamdiusta"nınoğlu cumhurbaşkanlığı makamına "oturabiliyorsa" bu elbette Cumhuriyet'in bir başarısı olarak değerlendirilmelidir. Cumhuriyet sayesinde o makama oturan bir şahsın Cumhuriyet'e karşı olması mümkün müdür? Maslow ne diyordu? "Elindeçekiçolanbiriherşeyiçiviolarakgörür" diyordu. Elinde avucunda cumhuriyetçilik, laiklik gibi iki kavramdan başka bir şey bulunmayanlar elbette demokrasi, insan hakları, özelleştirme, yabancı sermaye, hukuk devleti gibi kavramları görmeyecektir. Görmeyecektir; zira gözleri perdelidir. Gözleriperdelidir;çünkü"karanlığısevmek"onlarınkarakterleridir. "Efendim, Atatürk'ün köşkünde nasıl olur da bir başörtülü oturur?" diyenlerin temel argümanı şu: "Türkiye çağdaş bir devlettir.. Cumhurbaşkanı, halkı temsil eder.. Oysa Türkiye'nin yarısı başörtülüdür.." Demek ki, yarısı başörtülü değildir! Cemal Gürsel cumhurbaşkanlığı makamına oturduğunda Türkiye'nin tüm kadınlarının başı açık mıydı? Aslında 24 Nisan'ın en "insani" tarafı, Erdoğan'ın Gül'ü aday gösterirken Gül'den "Kardeşim.." diye söz ettiği andır. Bu kardeşim lafı, "Karrrdeşimmm, orası cumhurbaşkanlığı.." cümlesindeki "kardeşim"den çok farklı bir şeydir.. Samimiyetister..