Kolay iş mi arkadaş?
48 saat once bindiğin uçak düşmüş, girişte omzunun değdiği, kolunun çarprığı, selam verip aldığın, belki çantasını üst bagaja yerleştirmesine yardım ettiğin bazı yolcular, oturduğun koltuğa gelip "ne içmek istersiniz? Tavuk mu balık mı et mi arzularsınız?" diye soran aslan gibi o steward delikanlı, " Kaptanınız konuşuyor" diyerek tok, sevecen, güven verici o ses tonuyla uçuş ve hava hakkında bilgiler sunan pilot paramparça olmuş, ölmüş yarım adım ötende. Sen karanlık bir gümbürtünün dehlizinde bir sure anaforlanıp kendini çamur deryasının içine zor bela atmış, korkmuş, şaşırmış, şoke olmuş bir özne olarak buluvermişsin ansızın. Sonra kabus gibi geçen bekleyiş, ambulana biniş, hastaneye gidiş, control, röngen, filim, hap, dikiş, alçı, tekerlekli sandalye, koltuk değneği ve daha bin yığın şey.
Bu nasıl cesaret
Kolay iş mi arkadaş. 48 saat sonar yine o menziline varamadan kıyısına düştüğün havaalaına gelmek, az sonar düşenin dostu, yakın arkadaşı, ikizi bir diğer uçağa binip uçmak zorunda kalış.
Yürekli çocuklar
İşte şimdi Amsterdam Havaalanı'nın bekleme salonunda birlikteyiz, sohbetteyiz.
-Ben böyle bir şeye cesaret edebilir miydim bilmem. 2 gün sonra yine uçak yolculuğu, zor iş
-Dün geceden beri onu konuşuyoruz kendi aramızda. Acaba havalimanına gidince, Üzerinde THY yazan uçağı görünce kaza anı tokat gibi çarpar mı yüzümüze. Acaba takatimiz kesilip yere yığılır mıyız?
Diye konuştuk.
Sonunda dedik ki; "Allah bizim yüzümüze baktı, bizi sevenlerimizi bağışladı. Ne yazık ki yoldaşlarımızdan bazıları canını yitirdi. Ağır yaralılar var. Biz böyle şanslı insanlarsak yine Allah'a sığınıp uçacağız. Kaptanımız belki de hayatıyla ödedi çoğumuzu kurtarmanın bedelini. Taş zemine düşürmedi, infilak ettirmedi uçağımızı. Bizi İstanbul'a götürecek olan kaptanlarımıza da güveniyoruz bu yüzden.
İstanbul ufukta
Sonra uçağa alıyorlar bizi. Yaralılar ön koltuklara first'e oturtuluyor. Yasnlarından ayrılmıyorum ben de. İlk anların endişesi yerini sakinliğe, tevekküle bırakıyor. Rahatladıklarını hatta gülümsediklerini görüyorum. Konuştukça huzur buluyor bir ara uykulara dalıyorlar. Sessizce ayrılıyorum yanlarından. Sessizce tekrarladığım laf aynı içimden: "48 saat sonar tekrar uçmak, kolay iş mi arkadaş?"