Necati Arman, Ünal Onur, Hakan Mercan... Amsterdam'da düşen Tekirdağ uçağından yaralı olarak kurtulan 3 yurttaşımız. Dün Türkiye'ye döndüler. Dönüşte onlarla sohbet ediyoruz. Düştükleri Tekirdağ uçağıyla aynı model uçakla dönerken, 'Korkuyor musunuz?" diye soruyorum. "Nefes alamıyoruz" diye cevap veriyorlar.
***
Yaşadığıma inanamıyorum ki yaşadıklarımı anlatayım
Banu Özcan, düşen Tekirdağ uçağının içerisinden yara almadan kurtulan şanslı yolculardan biri Dehşet dolu dakikaları anlatırken, yine o dakikalara dönüyor ve kurtulduğuna inanamıyor....
Amsterdam: Banu Özcan Amsterdam Akbank'ın Avrupa'nın 2 Genel Müdüründen biri. Düşen Tekirdağ uçağının 19 numaralı koltuğunda oturuyordu. Çarpmanın şiddetiyle kırılan uçağın kopan kuyruk kısmından atlayarak uzaklaştı. Olaydan 24 saat sonra kentin en lüks semti sayılan PC Hooftstraat üzerindeki evinde konuk oluyor dehşet anlarını dinliyoruz... "Daha kalkış sırasında sağımdan 'biip'sesleri geldi ve o sesin geldiği koltuktaki yolcuyu uyardım. Sonra kabin amiri olan hostes hanım geldi (Figen Eren). Tatlı sert biçimde yolcuyu uyardı, telefonu kapattırdı. İnişe doğru anons yapıldı. Birden çok alçaldık, ne bir anons ne başka bir şey. Yine de söylemeliyim ki pilotumuz bir kahraman. Bizi çamurun içine indirmesinden dolayı faciayı ucuz atlattık. Çarpmayı çok az hissettik. Tuhaf ama ilk anlarda panik yoktu. Sonra sesler yükselmeye başladı. Yanımda diğer genel müdür arkadaşım Tuncer Mutlucan vardı. Bana "Hemen kalk arkaya doğru yürü" dedi. Bir patlama, yangın olabilir diye korkuyorduk. Koltukların üzerine çıkarak yürüdük. Yerde yaralılar vardı, inliyor, bağırıyorlardı.
Zorlukla yürüdük
Altımız çamur olduğu için atladık. Az ötemde parçalanmış uçak, yerlerde yaralılar duruyordu. Polisler de gelmeye başlamış bize uçaktan uzaklaşmamızı söylüyorlardı. O an artık nasıl yaptıysam telefonumla 2-3 kare fotoğraf çektim. Aslında sakindim ama sinirsel bir boşalma oldu ve çok ağladığımı anımsıyorum. Sonra yakındaki bir barakaya yürüdük. 50 kişi kadar vardık. Türkler, Hollandalılar vardı. Ambulansla Spaarne Hastanesine götürüldük ve checkup'a girdik. Evime geldim. Ailem, yakınlarım, arkadaşlarım, patronum Erol Sabancı, Suzan Sabancı, Bülent Adanır, Zafer Kurtul ve diğer üst düzey yöneticilerimiz devamlı arayarak bizi moralman sağlam tuttular. Titiz bir yapım var. Ama şimdi anlıyorum ki bu yanlış. İnsan hayatı pamuk ipliğine bağlıymış.