Müthiş bir maç izledik... Gerçekten son yılların en ilginç ve enteresan Avrupa Kupası maçına tanık olduk. Gitti denilen tur son anda geri döndü. Bu maç gösterdi ki Galatasaray zor günlerin zor anların takımıydı gerçekten. Onu ayakta tutacak ruhu, gücü ve değerleri her zaman vardı. Maç şok bir golle başladı. Fernando Meira'nın hatası oyunun başında maçın tadını kaçırdı. 11. saniyede gelen gol UEFA tarihine geçti. Galatasaray, bu şoktan ancak 15. dakikadan sonra çıkabildi. Bülent Hoca'nın 4-4-1-1 şeklinde görünen düzeninden Arda, Lincoln ve Baros Bordeaux'yu yoklamaya başlamıştı. Zaman geçiyor derken müthiş bir ilk yarı finişi izledik. 42. dakikada Arda umutları geri getirdi. Kewell'ın füzesi ise Ali Sami Yen'e tekrar hayat verdi. Usta dağların suları silkelendiğinde, artık yer gök inliyordu. Büyücü Kewell sihirli ayaklarını yine konuşturmuştu. İkinci yarıda Arda'nın golü Galatasaray'ı UEFA da ilk 16'ya soktu derken, 73 ve 75. dakikalarda gelen şok goller, Sami Yen'de buz gibi bir hava estirdi. Bordeaux'nun ufak tefek verkaçlarına defansımız seyirci kalmış bunlara bir de De Sanctis'in hatası eklenince maç beklenmedik şekilde 3-3'e gelmişti... Üstüne üstlük Galatasaray'ın oyunu kontrol etme yeteneğindeki zaafiyetini de gördük. Avrupa arenasında yapılmayacak ve rakip tarafından affedilmeyen hatalar izledik. Umutların tükendiği anda bu kez Sabri'nin füzesi Ali Sami Yen gecesini ısıtıyordu. Sabri'nin vuruşunda top filelere kavuşunca akıllara,' Galatasaray adının geçtiği her yerde umudun tükenmeyeceği' sözü geliyordu. Artık sadece stat değil tüm Türkiye ayağa kalkmıştı. Yer gök Sarı-Kırmızı ve Galatasaray Türkiye'ydi. Bu müthiş 90 dakikada Arda'nın sanki Bülent Korkmaz'ın cesur yüreği gibi oynadığını, Barış'ın ve Sabri'nin ayaklarının çalışkınlığını, Lincoln'ün bir iki pas hatasına karşın ustalığını, Kewell'ın nasıl bir vuruş kralı olduğunu ve Baros'un da dikine yıpratıcı çalışkanlığını hatırlamalıyız. Unuttuklarımız da bizi affetsin... Bu yolun sonu Kadıköy'e uzanacak ve herkes tarihteki yerini alacaktır.