* Veli Bey, zanlılardan birinin akrabanız olması sülaleyi nasıl etkiledi? Akrabalık ilişkilerini çok kötü etkiledi. O İsmail'in yakınlarından biri karşıma çıksın istemiyorum. Gördüğün zaman ne yapacağını düşünüyorum. Yolda giderken bile Allah'ım onlardan kimseyi çıkarma karşıma diyorum.
* Hiç görmedin mi o günden beri akrabalarını? Görmedim. Sadece çocuklara mevlüt yaptım, o İsmail'in büyük abisi geldi. Mevlüt olduğu için hoşgeldin dedim, yemek verdim. Yemeği yedi kayboldu. Bir şey demedim.
* O sizin beyefendiliğiniz... Artık görmek istemiyor musunuz? Görmek istemiyorum, içimi yakmak istemiyorum. Bunlar 7 kardeş... Diğerleri çok farklı, hiç kuşkulanmam. İsmail serseri değil ama basit bir insandı. Şoför Dursun buna, 'Ya bu Veli'nin çocuklarını kaçıralım, bundan biraz para kopartalım' demiştir. Onun bana gelip, 'Dursun senin aleyhinde böyle düşünüyor' demesi lazımdı. Ya da 'Sen kimin çocuğunu öldürüyorsun?' diye onu öldürseydi de ben hem ona hem de çocuklarına baksaydım. Düşünüyorum da sen kimin çocuklarına yapıyorsun bu kötülüğü.. Sen bu çocukları aldın gittin fidye için... Yazıklar olsun.
AVUKATLAR NASIL SAVUNACAK * Daha mahkemeler başlamadı. Önünüzde uzun bir yargılama süreci var. Raporları çıkmamış daha. Avukat tutmuş diyorlar. Bunların savunulmalarına da canım sıkılıyor. Avukat bunun neyini savunacak? Savunan adama ne diyeyim ben? Gece gündüz bunu düşünüyorum. Geçen gün televizyonda aynı bizimki gibi bir olay vardı. Aile, karşı tarafı savunan avukatı tartaklamış.
* Avukatın da görevi bu ne yapsın? Ama artık bundan sonra kamu davası açıldığı için çocuklarınızın hakkını savcı savunacak. Raporu varmış diyorlar.
* Ne raporu varmış? Şoför Dursun'un deli raporu varmış diyorlar. Avukat 'İki mahkemede çıkartırım' diyormuş.
KATİL YAKALANINCA 'İSMAİL Mİ?' DEDİM * 12 gün boyunca da hiç kimseden şüphelenmedin, hiç kimsenin adını veremedin 'Benim düşmanım yok' dedin. Müge Hanım, polis gece yarısı sürekli geliyordu, 'Kimden şüpheleniyorsun?' diye. Ama biz daha kimsenin ismini vermedik. Polise 'Ben yarın iş yerine gideceğim, bir haftadır gidemiyorum, belki bir şey derler' dedim. 'Tamam git' dedi. Sabahleyin çıktım gittim iş yerine... Saat 4-5 gibi polis memuru bana telefon açtı 'Serviste misin?' dedi. Baktım saate, servis saati değil. 'Bir arkadaşın arabasındayım eve geliyorum' dedim. Akşam oldu, tam karanlık çöktü bir daha aradı, 'Sefaköy'deyim geliyorum' dedim. Evin önü kalabalıktı. Aşağı yukarı 30 tane polis vardı. Ben arabadan indim, birisi hemen yanıma geldi daha evin önüne varmadan. 'Sen bu servise nereden binip, iniyorsun' dedi. O güne kadar bunlardan ben de şüphelenmemiştim. Söyledim nereden bindiğimi; evimin köşesinden. 'Kim vardı serviste gündüz' dedi. 'Dursun'la İsmail vardı' dedim. Zaten geç geldi onlar, çocukların kaybolduğu Cumartesi akşamıAradık, defalarca. 'Fren patladı, lastik patladı' dediler. Polisler bunu sorduktan sonra gitti. Hepimiz bir anda darmadağın olduk. Biraderim vardı yanımda, 'Ayhan dedim, bu şerefsizin haberi var herhalde çocuklardan' dedim. 'Kimin' dedi, 'Bizim İsmail'in' dedim. Çünkü bugüne kadar polis bana bunları sormuyordu. Bunları sorduğuna göre mutlaka haberleri var diye düşündüm. Sonra eve girdik, haber gelecek diye bekliyoruz. Sabah oldu, sizin programa geldik, siz söylediniz. Ben zaten sabırsızlıkla size dedim ya, 'İsmail mi?' diye. Çocukların ayakkabılarını nereye koyduklarını, uyuşturucu verdiklerini, nereden aldıklarını söylemiş. Bilsem zaten polise teslim etmezdim.