Karım karnı burnunda hamileydi o zamanlar. Ha doğurdu ha doğuracak... Bir haber geldi. Sinop dağlarında Amerikan U2 Casus uçağı düşmüştü..
1978 yılı Ocak ayıydı. Sinop'a ilk o zaman geldim ve ölüyordum. Karım karnı burnunda hamileydi o zamanlar. Ha doğurdu ha doğuracak. Bir haber tüyosu geldi aniden. Sinop dağlarında bir uçak düşmüştü. Hem de U2 Casus uçağı. Yanıma 2 gazeteci arkadaşı, Coşkun Aral ve İbrahim Labernas'ı da aldım akşamüzeri yola çıktık. Kar, gözü göze göstermeyen bir tipi. Gecenin kör vakitleri Sinop'a vardık. Oradan da kaza yerine yakın olan Erfelek İlçesi'ne. Yerel gazeteci Hüsnü Yangöz vardı tanıdığım. Öğretmendi aynı zamanda. TÖB-DER binasında buluştuk. Karanlıkta dağlara tırmanmak delilik dedi.
BAK YAPTIĞIMIZ İŞE Bizden ala deli mi olur? Çektik besmeleyi koyulduk yola. Bir kısım yolu traktör römorkunda gittik. Sonra yaya yürümemiz başladı. 4-5 kilometre kar içinde-altında yürüdük. Son ev muhtarın eviydi. 1 saat soluk alma molası verdik. Uyumuşum. Yanı başıma gazının zehri geçmemiş mangalı koymuşlar. Uyandığımda aynaya baktım rengim mosmor. Fena zehirlemiş beni kömür. Delikanlılık yapacağız ya yürümeye koyulduk yine de. Saatlerce çarpıştı o karla buzla. Sonunda Domuz Damı denen yere geldik.
BU ADAM ÖLECEK Enkazın başına Amerikan Radar Üssü'nden kalkan bir helikopter inmiş, nöbetçi asker bırakmış. Silahlar bize doğruldu. Allem kalem ettik fotoğrafladık. Baygın düşüverdim orada. Helikopter tekrar indi. İçinden Amerikalı subaylar çıktı. Biri doktormuş. Muayene etti. "Bu adam ölecek, hemen taşıyalım üsse" dedi. Filmleri, makineleri Coşkun'a teslim ettim. Onlar inmek için tekrar yola koyuldu. Nasılsa beni helikopter alacak. Ama öyle olmadı. Fikir değiştiren Amerikalılar beni orada tek başıma bıraktı, uçtu gitti. Kolumu bile kıpırdatamıyordum. Dağ başında kurda kuşa yem olacak ya da donup ölecektim. Titrek ellerle kağıda çiziktirdim. "Ölürsem doğacak çocuğumun adı Erfelek olsun Elveda"...
AT SIRTINDA Birden bir sarsıldım, uyandım. Bir ata ceset gibi yatırmış beni bulan avcılar. Yakındaki bir dağ evine sığındık az sonra. Taşıyıp ılık bir odaya aldılar. Kocakarı ilacı nedir orada anladım. Yaşlı bir köylü kadın pekmez kaynattı, içine otlar attı, kendime getirdi beni. Sonra atlarla yola koyulduk. Saatlerce indik indik. Kasabaya vardık. Bir kötü jip vardı. Kiraladık ve Erfelek'e indik kolayca. Baktım ortalık karışmış. Beni öldü sanmışlar. Gazete genelkurmaya haber vermiş, komutan çok kızmış üsteki Amerikalılar'a. 3 helikopter beni arıyormuş şimdi de. Sonra yine maceralı bir yolculuk, İstanbul'a ulaştık, resimler tam sayfa, hikaye de iki sayfa yazıldı. Geldiğim gece eve varmamdan 2 saat sonra eşim sancılandı. Apar topar hastaneye kaldırdık ve oğlum doğdu. "Madem ki ölmedim Erfelek adı kenarda dursun adı Ulaş Can olsun" dedim.