
Farkındasınız tabii ki; bütün kent bavullarını toplamış, kaçacak pencereden atlayıp; bir düdük çalınacak ve herkes kendine koyduğu sınırları yarıp koşmaya başlayacak. Hatırı sayılır bir insan kalabalığı önce sokaklardan caddelere, oradan da alanlara ve en sonunda şehrin dışına gittiğini varsayalım bir an. O insanlarla birlikte öyküleri, biriktirdikleri ne varsa onlar gidecektir aslında. Kalanlar haklı mıdır peki? -Hep giden değil, kalan da suçludur bazen.-
KURTULUŞ DEĞİL Emekleri, ekmekleri, aşkları, sevgileri, nefretleri, hüzünleri, sevinçleri... Bütün bunlar olup bittikten sonra ben evimin penceresinden doğan güne karşı, ıssızlaşan o kente karşı şunları söyleyeceğim; "Bir kentten kaçmak kurtuluş değil, boynumuzda bu esaret zinciri olduktan sonra!" Yatak kapasitesinin çok çok üstünde çalışan bir hastane ve asabı bozuk bi kent aslında İstanbul. Ve bilmem hangi Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin bahçesinde bekleşiyor.
Şöyle bir şey var ki usta daralıyoruz... Sahiden ama. Kimse farkında değil; daralan insan sayımız hızla artıyor. Daralıyor susuyoruz, bunalıyor susuyoruz... Ben arada bir patlıyorum. Evim var deryaya karşı; bağır çağır gidiyorum bazen. Ama ayıp oluyor tabii etrafa karşı. Tarzan gibi birileri çıkıp arada bir patlatıyor; "Ulannn!" diye. Kimdir, nedir, anlayamadı komşular ama olsun... Zararım ses tellerime.
Bu arada küçük bir enformasyon geçeyim; Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastaneleri tam kapasite çalışıyor. Koğuşlar, koridorlar, kapı önleri dolu dolu. İğne atsan; "Nereye düşeyim?" diye bakınacak! Tabii bu hastane öyle bizim sokak senin mahalle değil, civarda çevredeki 20 ile hizmet veriyor. Bildiğim Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi hadi 300 yataklı bir hastane olsun. Ama sırada daha ben diyeyim beş yüz, siz deyin bin hasta bekliyor; ruhumuzun ve ömrümüzün zedelenen, yaralanan yerlerini, aklımızın örselenmiş bölgelerini tedavi ettireceğiz. İçimizin hevesini artıracak 1-2 kelime, bir hoş bakış, sığınacak bir dost omzu ve bir de liman arıyoruz.
Her şey daha iyi olacak; geçecek bunlar diyesiyim zaman zaman. Birbirimize açılacak, birbirimizin omzuna yaslanıp ağlayacak bir köşe bucak arıyoruz bu yüzden; öykümüzü dinleyecek birilerini arıyoruz. İyi de herkes, kendi öyküsünü dinletmek istiyor. Hah! İnanın, insan zamanlarının bu en kötü döneminde kimse kimseyi dinlemiyor ve anlamak istemiyor; sorun burada...
Çalışıp çabalayıp bir şeyler kotarmak isteyenlerin önü tıkanıyor, yolu engelleniyor, iyiler kendilerini ifade edecek ve akacak bir mecra bulamıyor... Hastaneler dolup taşıyor, doktorlar teknik yetersizliğin karşısında çaresiz... Bir kent çığlığını duyurmak istiyor koridorlarından çıkıp da; "Heeey, orda kimse var mıııı?"
Hadi sıkıysa "Var!" deyin...