Türkiye'nin cazibesi ve gönülden bağlanmak Elimden geldiğince dışbasında Türkiye üzerine çıkan yorumları, politik tepki ve davranışları izlemeye çalışıyorum. Fakat itiraf edeyim, bazı meslektaşlar kadar dış basındaki yorumlara gönülden bağlı olduğum söylenemez. Bendeniz bumemleketegönüldenbağlıyım da, bunun dışında başka bir düşünceye, yoruma, potilikaya gönülden bağlanmamaya epeydir tövbeliyim. En son üniversite yıllarında ideolojikanlamdasoldüşünceye bağlanmaya kalkmıştım, canımı zor kurtardım. Sonradan ne büyük bir oyunda nasıl kullanıldığımızı anladım da, kişisel hatamı gençlik yıllarının ateşine verdim. Şimdi artık, kendi düşüncelerime bile gönülden bağlanmayı reddediyorum. Çünkü yanılmakinsaniçin ve hayat sürekli değişiyor.
***
Bu arada, bulundukları pozisyonlarda ayaklarının altındaki kilim çekilmesin diye veya yeni pozisyonlarayelken açmak için, siyasete ve siyasetçilere gönülden bağlanmış gazeteci arkadaşları da ibretle izliyor ve kendim için dersler çıkartıyorum.
***
Bunlardan biri de Ragih Ömer isimli bir arkadaş. Hemen tanıyamazsınız, çünkü Britanya'da oturmuş yazıyor, orada yayımlanan Newstatesman isimli bir haftalık dergide, kalem oynatıyor. İşte 14 Mayıs tarihli yazısı... İşte, AKP kimi tehdit ediyor, başlıklı yazısı. (Ragih Ömer'in söylediklerinin arasına parantez içinde kendi sorularımı koyacağım, lütfen öylece okuyunuz.)
***
Avrupa'nın parçası olmak için çabalayan bir ülkede düzenlenen devasa gösterilerin halk gücünün etkileyici yansıması olduğuna kuşku yok. Batı'daki liberal ve laik demokrasilerde birçok çevrenin militan siyasal İslam'ın yükselişi karşısında kaygılandığı bir dönemde Müslüman bir ülkede gösterilen bu laik tepki bir umut ışığı olarak selamlandı. Keşke işler bu kadar basit olsaydı. (Arkadaş kendisi selamlamıyor, zaten yazının sonunda baklayı ağzından çıkartacak, sabırlı olun.) Gösteriler muhafazakar dini yasalar çıkartmaya hazırlanan İslamcı bir hükümetin seçilmek üzere olmasına tepki mahiyetinde gerçekleşmedi. (Yani meydanları dolduranlar, AKP'nin yeniden seçilmesine tepkili değilmiş, öyle diyor arkadaş.) Tepki, saygın siyasetçi Gül'ün son dakikada büyük ölçüde sembolik olan cumhurbaşkanlığı makamına aday gösterilmesine yönelikti. (Niye son dakikada... Türkiye'deki cumhurbaşkanlığı makamı ne zaman sembolik oldu? Madem çok sembolikti, AKP, buraya kendi adayını ittirerek başını derde sokmayı niçin tercih etti?) Gül'ün adaylığında bu kadar sorun yaratan şey neydi? Gül, İslamcılık'tan normalde anladığımızın, yani din adamlarının yönetiminin, din kuralları dayatma çabasının bir milyon kilometre uzağında, Müslüman ve Demokratik AKP'ye mensup. AKP İslamcı değil, hele İslamcılık Gül'ün kariyerini hiç yansıtmıyor. (O halde niye AKP için Müslüman sıfatını kullanıyorsun Ragih kardeş? Türkiye'nin seçmenleri de Müslüman olduğuna göre, o partiye bilhassa Müslüman demekle neyi kastetmektesin?)
***
Türkiye ve AB'deki analistler, AKP Hükümeti'ni, ülkenin ekonomik ve sosyal alanlarda tanıklık ettiği en liberal reformları gerçekleştirdiği için övdü. Ancak Türkiye değişen kimliklerin ülkesi; Müslüman ve Avrupalı, Ortadoğu'nun bir parçası, ama İsrail'in en güçlü askeri müttefiklerinden biri, Kürt ve Türk, demokratik ama orduya da gönülden bağlı. Bu çelişen sesler, tek bir kimliğin (laiklik) ve siyasi gücün tek uygulayıcısının (ordu) olduğu monolitik bir sisteme sığdırılamaz. (Peki, nereye sığdırılır, Sayın Ragih Ömer? Envai çeşit amaç, hedef ve kümelenmeler olduğunu kendin söylüyorsun? Fakat acele etmiyorum. Zaten dilinin altındaki baklayı birazdan çıkartacaksın.)
***
Gül'ün partisi, Müslüman ülkelerde ölmekte olan bir siyasi eğilimi temsil ediyor. Cezayir, Pakistan, Ürdün ve Mısır'daki benzer partiler gibi, iktidar üzerinde tekel oluşturan siyasi sistemlerden, ki Türkiye'de bu tekeli ordu elinde bulunduruyor, duyulan huzursuzluğu siyasi sermaye olarak kullanıyor. Meslek sahibi ve demokratik Müslümanlar'a hitap eden bu siyasi partilerin otaya çıkışı, istikrara tehdit olarak görülüyor ve adil seçimlere katılımları, seçim hileleri, askeri müdahale, baskı ve yıldırma gibi yöntemlerle sürekli olarak engelleniyor. Cezayir'de İslami Selamet Cephesi'nin 1990'ların başında kazandığı seçimin ordu tarafından feshedilmesiyle başlayan ve 60 binden fazla insanın ölümüne yol açan iç savaş hâlâ belleklerde taze...
***
İşte böyle sadede gel sevgili Ragih Ömer!.. Sana göre demek ki, AKP, TSK'nın Türk politik yaşamı üzerindeki vesayetini kaldırmak için politika yürütüyormuş. Aslında, temelde ve esasta yanılıyorsun, AKP'yi hiç tanımıyorsun ya, diyelim ki öyle... O zaman sen ve senin gibi ideologlar ile hükümete selam duran gazeteci sözde demokrat tayfası AKP'yi desteklerken, hangi değirmene su taşıyorlarmış söyle bakayım? Cezayir'de söylediğin finali yaratan değirmene, öyle mi? O halde, birkaç satır yukarıdaki tespitinde de hiç samimi değilsin. Düpedüz yalan söylüyorsun. AKP birçok reforma imza atmış, diyorsun. Bana soracak olsaydın sana anlatırdım. AKP, bütün o reformları AB'nin baskısı ile yapmıştır. İnandığı için değil. Dolaylı olarak da TSK'nın hareket alanı daralmış olacaktır. Hesap bu mu? Sana iki şey tavsiye ederim Ragih Ömer: Bir, ekmeğini yediğin Britanya'nın geçen yüzyılda Ortadoğu'da izlediği temel politikayı, sor öğren!.. Halkına yabancılaştırılmış Irak ordusunun ne kolay çiğnendiğini test et. İki, Türk ordusu ile Türk milleti arasındaki muhabbeti, özellikle göz önüne almadan analiz falan yapma, sakın! E mi dostum.