Müstehcen afiş tartışması Müstehcen afiş meselesi, dün de medyada yer aldı. Milliyet gazetesi, 2006 yılının Mart ayında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nün Sunset Swimwear firmasına izin vermediğini, ret yazısıyla birlikte yayımladı. Kentsel Tasarım Müdürlüğü ise şu bilgiyi veriyor: "Geçen yıl, Ay Yıldız firmasının müracaatı, Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nce uygun mütalâa edilmiş ve 2006-2007 takvim yılı süresince geçerli olduğu kendilerine bildirilmiştir. Ayrıca, Sunset Swimwear firmasının geçen yıl Mayıs ayında Bakırköy ve Bağdat Caddesi'nde Boyner'e ait bina cephesine konulmak üzere yaptığı müracaat da olumlu karşılanmıştır." Daha derinlemesine araştırdık ve Kentsel Tasarım'ın kısmen doğru konuştuğunu anladık. Çünkü, önce "genel ahlâk ilkelerine aykırı olduğu" gerekçesiyle Sunset mayo firmasının reklam panolarına izin verilmemiş, devreye giren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş krizi çözmüş. Nitekim, 9 Haziran 2006 tarihli Vatan gazetesinde, "Mayo krizi Topbaş'ın talimatıyla çözüldü" haberi yer alıyor. Zaten o tarihte belediye yetkilileri şu açıklamayı yapmışlar: "Dosya içinde pek çok mayo resmi vardı. Bazıları fazla açık olduğu için uygun görülmedi; ancak cevap, 'Hepsi için uygun görülmedi' şeklinde gitti. Bazıları için itiraz yoktu. Meselâ firmanın Bakırköy / İncirli'ye astığı resim başarılı bir uygulama. Reklamları indirmek gibi bir durum yok." Kentsel Tasarım, sadece "müstehcenlik" gerekçesiyle değil, birçok farklı sebeple vatandaşa, afiş, pano ve firma tabelâlarında zorluk çıkarıyor. Bence, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin zayıf karnı Kentsel Tasarım Müdürlüğü. Ama işin laiklik boyutuna gelince durum farklı. "İstanbul Büyükşehir Belediyesi, mayo reklamına izin vermedi" diye, o açıdan AK Parti'yi vurmak kolay görünmüyor. Çünkü, sorun yaratan belediyenin bir birimi ama sorunu çözen de AK Partili Belediye Başkanı Kadir Topbaş. Ve geçtiğimiz yıl söz konusu reklamlar hem Kadıköy, hem de Bakırköy'deki Boyner binalarının üzerinde sergilenmiş. Ayrıca birçok ülkede yerel yönetimler, çeşitli gerekçelerle sınırlama getirebiliyorlar. Meselâ içki reklamları yasak. Türkiye'de, bir içki firması başvuruda bulunsa ve reddedilse, bunu da bizimkiler "Laiklik elden gitti" diye yorumlayabilir. Ben hiçbir zaman yasaklardan yana olmadım fakat, muhafazakâr politikalar yürüten kimi partilerin, bütün dünyada daha kısıtlayıcı tavırlar içine girdiği bilgisine sahibim. Hepimiz Özal'ın, muzır yasa tasarısını çıkartarak, müstehcen dergileri poşet içine soktuğunu hatırlıyoruz. Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu, 1986'da değiştirildi ve "Küçüklere zararlıdır kararı verilen film afişleri, fotoğraflar, ilânlar, posterler, seyyar müvezziler tarafından satılamaz, dükkânlarda, camekanlarda, benzeri yerlerde teşhir edilemez, reklam ve propaganda amacıyla kullanılamaz" hükmü benimsendi. Bu tür eserler, ancak 18 yaşından büyük olanlara, içi görünmeyen zarf veya poşet içinde satılabilecekti. Bir örnek de İtalya'dan verelim: Dolce&Gabana firmasının bir afişi, kadının gurur ve izzetinefsini incittiği gerekçesiyle yasaklandı. Afişte adamın üstü çıplaktı ve kombinezonlu bir kadını bileğinden tutuyordu. ABD'de, "Dünyanın Merkezi" filminin afişi, müstehcen bulundu ve üzerinde "Uyarı, seks, yaklaşın, girin" ibaresi bulunan afiş, kimi yerel yönetimlerce bilboardlardan indirildi. Tabibu yasaklar da o ülkelerde tartışma yarattı. Ama kimsenin aklına "Laiklik elden gidiyor" düşüncesi gelmedi. Bizde is Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Sicil Bürosu, mayo üreticilerine reklam panosu verilmediği haberlerini, AK Parti'nin sicil dosyasına koymuş bile.