Dünyadaki ateşler içerisinde en kavurucu olanı ayrılık ateşidir. Kavuşamamak öyle bir acıdır ki, aşkı geçer. Vuslatla birlikte sizi bu denli yakan şeyin sevgilinin kendisi olmadığını anlarsınız. Ferhat anlamış, Mecnun kavuşamama ateşinde pişerek gerçek aşkın bu dünyada olmadığını keşfetmiş. Victor Hugo'yu okumaktan hoşlanır mısınız bilmiyorum. Ancak içinizi kemiren bir kavuşamama durumu varsa, Hugo'nun 'Sevgiliye Mektuplar'ını mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Bu deneyim size, önce ayrılığın nasıl yakıcı bir ateş olduğunu gösterecek, sonra siz Victor Hugo'nun hayatına baktığınızda, vuslatın anlaşılamaz etkisiyle tanışacaksınız. Kavuşmak ve hayatınızı yakan ateşin sönmesi! Hugo, sonradan karısı olan nişanlısı Adele'e yazdığı mektuplarda, onunla birlikte olmakla yaşamak arasında fark olmadığını müthiş cümlelerle anlatıyor. "belirleyen şeyler iyice basit; sadece iki boyutu var onun: sen ya da ölümBen senin esirinim." Sonra Hugo, bir yığın badireden geçerek evleniyor Adele'le ve onu aldatıyor. Bütün bunlar benim kafamı çok karıştırıyor, acaba diyorum; bir araya gelince kaçacak delik aradığımıza göre; aşk, kavuşulamayınca mı aşk olarak kalıyor?