Teşekkür!!! Geçen hafta ilk yazımda belirtmiştim, ben bu köşeyi kendime bir silah olarak değil de karşılıklı iletişim halinde olmamız adına bir adres olarak atfettim. Bu yüzden de mesajlarınız tarafımdan tek tek okunuyor. Geçen haftalarda aralıksız süren SAVAŞ AY VE HARAMİLERİ'nin aralıksız saldırılarına karşılık; bir meslektaşını karşılarına alacaklarını göze alarak, "gazeteci gazetecinin halinden anlar, anlamasa da anlamış gibi yapar" inanışını bir kenara atarak, tarafsız yorumları için Cengiz Semercioğlu ve Özay Şendir'e buradan teşekkür ederim.
NE KADAR SAYGILISIN? Dedim ya, böyle medyatik özürler ve teşekkürler bana göre değil. Allaha şükür hepimizin bir cep telefonu ve onun faturalarını ödeyecek paramız, teşekkürün birebir yaptığımızda onu değerli kıldığımızı bilebilecek kadar aklımız var. Ben Cengiz'e daha önceleri başka başka beni öven ve eleştiren yazıları için bir çok kez telefon açtım. Ama bu kez bana mesaj yazmış okuyucularımın aflarına sığınarak onların bana göndermiş olduğu mesajları çalıp kendi (teşekkür amacı güden) emellerime alet edeceğim: "Dünyadaki herkes için herhangi birisin ama herhangi biri için dünyalara değersin" (Kaleminizi haktan yana kullandığınız için siz ve sizin gibi gazeteciler dünyalara değersiniz!) Sana gelince Savaş Ay... Kendine muhattap kabul ettiklerimiz kadardır değerimiz; bu yüzden şahsına cevap vermem söz konusu bile değil. Keza seneler önce yapmaya çalıştığın yönetmenlik denemende ismimi ve resmimi HABERİM VE ONAYIM OLMADAN kullanman senin etik değerlere ne kadar saygılı olduğunu anlatmakta... Ve daha sonraları mevzuyu asıl yörüngesinden dağıtmak adına ekmek parasının derdinde olan ve hayatını dansözlük yaparak kazananlara suni gündemler yaratarak karşıma getirdin. (Getirdin ki bana yaptığın ayıbın üstünü bir güzel kapattın.) Ve şimdilerde senin aksine bu film işini gayet güzel kıvırmış Cem Yılmaz'ın peşine düştün... Çok hırçınsın çok! Korkarım ben senin gibi kızgın insanlardan, arkamı döner kaçarım. Sana cevabım yok! Ama ağzına ve üslübuna yakışan, temcit pilavı niteliğinde ağzına sakız ettiğin şu ehliyetimin alınması olayı var ya, işte o, o çook gerilerde kaldı benim için. Keşke senin için de böyle olabilse... Hem ben, senin tam aksine ağzımdan çıkanlar adına özür dilemem gerektiğini söylediklerinde senin gibi ağzımdan alevler saçmak yerine özür dilemesini bildim. Geçmiş geride kaldı, ben önüme bakarım.
BENİM LÜKSÜM YOK Geçenlerde Ali Poyrazoğlu'nun bir röportajında okudum "Ben hatalarımın üniversitesinden mezun olmayı başarabilmiş biriyim" diyordu. Ben de öyle yaptım, keşke sen de yapabilsen... Benim ne bir başka yazımda ne de senin gibi kanal kanal dolaşıp ismini ağzıma sakız edebilme lüksüm yok. Bu yüzden bir okurumun mesajını benden sana son sözler olarak lütfen kabul et, keza olmuş bitmiş olayları tekrar tekrar yazarak kamuoyu nezdinde itibar kaybetmem içinse tüm çaban:
İtibar mı Karakter mi? İtibarı, içinde yaşadığın ortam belirler; Karakteri, inandığın dogrular... İtibar, sandığın şeydir; Karakter olduğun şey... İtibar fotoğraftir; Karakter ise yüz.. İtibar dışardan gelir; Karakter içerden.. İtibar, yeni bir topluluğa girdiğinde sahip olduğundur; Karakter giderken elinde olan.. İtibarın bir anda olur; Karakterin, ömür boyunca.. İtibarın bir saatte öğrenilir; Karakterin bir yılda açığa çıkmaz.. İtibar mantar gibi büyür; Karakter sonsuza kadar sürer İtibar zengin veya fakir yapar; Karakterse mutlu ya da mutsuz.. İtibar insanların mezar taşına kazıdıklarıdır; Karakter meleklerin ALLAH huzurunda senin için söyledikleri... William Hersey Davis