10 Kasım sabahı 10 Kasım törenlerini izliyorum ekrandan. Dün Anıtkabir'de olmayı "Sap gibi durmak" diye değerlendirenler, şimdi mozolesinin başında saygı duruşunda bulunuyorlar. İstemeye istemeye gidenler o kadar belli ki. O saatte dışarıda onbinler bekliyor Anıtkabir ziyarete açılsın diye. Sirenler çalmaya başlıyor. Taksim meydanında herkes saygı duruşunda. Hızlı hızlı yürüyüp bir yerlere yetişmeye çalışanlar var. Yetişmeye çalıştığı işini bile Mustafa Kemal'e borçlu olduğunun farkında olmadan saygı duruşunda bulunanların arasından geçip gidiyorlar. Arabasını durdurup saygı duruşunda bulunanlara korna çalıp küfredenler var. Tıpkı bana "Ezan Türkçe okunamaz öküz herif" diye mesaj atan radyo dinleyicisi gibi 10 Kasım'da ağızlarından köpükler çıkıyor. 10 Kasım'ın kimi bünyelerde yarattığı bir etki bu. Dolmabahçe'de Atatürk'ün manevi kızı CNN Türk muhabirinin sorularını yanıtlıyor. "Önce Köy Enstitülerini kapattılar ve yerlerine İmam Hatipler'i açtılar. Sonra ezanı tekrar Arapça yaptılar. Bugünlere böyle geldik" diyor. Gazetelere bakıyorum, sayfalarca ilanlar var. Herkes ölüm yıldönümünden bahsediyor. Bu yıl 125. doğum yılı Atatürk'ün. Bunu hatırlatan tek ilan Koç Holding'in ilanı. Ahmet Hakan ilkokulda öğrendiği Atatürk'le "mahrem alan"da öğrendiği Atatürk arasındaki farkı yazmış. Mahrem yer neresiyse, orada nasıl beyninin yıkandığını anlatıyor. Demek çocukların beyninin yıkandığı mahrem yerler var memleketimizde. Mahrem yer var ama irtica yok. Bu mahrem yelerde yetişip sonradan Atatürk'ün kurduğu cumhuriyetin bakanı, bürokratı olan beyler çeşitli anma toplantılarına katılıp kerhen konuşmalar yapıyorlar. Çok zorlarına gittiği her hallerinden belli. 10 Kasım sabahı böyle geçiyor. Kimisinin zoruna gidiyor, kimisinin gözleri doluyor.