Türksüz Atatürkçüler
Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılıp dağılması ve yok edilmesini "Türk Milleti'nin sonu" olarak görüp üzerimize çullanan İslamcılar, Anadolu'da, Mustafa Kemal adındaki sert kayaya çarptıklarını sonradan anladılar. Yıllar yılı süren savaşlarda cepheden cepheye koşan milletimizin evlatları yorgun ve bitkin düşmüştü. Binlerce kilometre uzaklarda, kimi Trablusgarp'ta, kimi Yemen çöllerinde, kimi de Kafkas ve Balkan cephelerinde yer almıştı. Birinci Dünya Harbi'nin ardından elimizde kalan son vatan toprağı Anadolumuz da Sevr ile işgal edilince yorgun ve bitkin milletimizin kıpırdamayacağını düşünmüşlerdi.
Tek adamın önderliği Haksız da sayılmazlardı! Hem savaşlar, hem de yokluk ve açlık vurmuştu Türk Milleti'ni. Hemen her ailede, birden fazla şehit ve gazi vardı. Dönemin idarecileri ve aydın geçinenleri de istilacılarla işbirliği yapmaya başlamış, bu yüzden halkın yılgınlığı da artmıştı. Ama, her zor zamanda, her büyük sıkıntıda ve her çöküntü de olduğu gibi, Türk Milleti'nin içinden yine bir kahraman çıktı. Adı Mustafa Kemal idi. Millete önderlik edip ona moral verdi, birleştirdi ve imanlaahlakla mücadele süreci başlatıp zaferi elde etti. Ardından da, Osmanlı'nın külleri arasından yeni bir devlet çıkartıp adını da Türkiye Cumhuriyeti koydu. Milleti ile can pazarında silah arkadaşlığı yapan Mustafa Kemal, bu defa, üretim ve kalkınma seferberliği başlattı. Tek vatan, tek bayrak, tek millet anlayışı içinde milletin hayat arkadaşı oldu. O büyük insanın, Türk Milleti'nin üstün kabiliyetlere sahip muhteşem evladının ömrü uzun olmadı maalesef! Yüce Allah, genç denecek 57 yaşında, dünyadaki hizmetlerini nihayetlendirdi. Mustafa olarak büyüyen, okulda Kemal adını da taşımaya başlayıp milletin atası ünvanını Atatürk ile sonsuzluk alemine göç eden o güzel insanı, ölüm yıldönümünde bir defa daha özlem ve minnetle anıyoruz.
İşi, magazine döktüler Halkımızın gönülden andığı, sevgi, saygı ve hasretle yadettiği Mustafa Kemal Atatürk'ü, maalesef bazı toplum önderleri artık farklı tanıtıp sunmaya başladı. Onun fikir ve hedeflerini anlatmayıp veya en önemlilerini saklayıp magazinciliğe soyundular. 10 Kasım'larda aşklarını, sofralarını, gezilerini anlatır oldular. Veya "İşte Atam gençliğin" gibi zorlamalarla güya Ata'yı anıyorlar! Bize göre, (Her şeye rağmen bunlara da şükür ama) 10 Kasımlar, kişiliği, kimliği, asaleti ve gösterdiği hedefleri ile Atatürk'ün kendi ağzından anlatıldığı günler olmalı. Bunu da, sivilinden askerine kadar devletin kurumları yapmalı! 10 Kasım'daki Atatürk Haftası herkesin kendi siyasetine, ideolojisine ve hesabına dayalı olmaktan çıkartılıp Atatürk'ün Nutuk'a da etraflıca anlattığı bizzat kendi ifadeleriyle bezenmeli. Yoksa, böyle giderse, birkaç yıl sonra o büyük ve eşsiz insanın en önemli ve tarihi sözlerinden biri olan "Ne mutlu Türküm" diye sözünü bile saklayıp unutturacaklar. Ve bizlere bambaşka bir Atatürk yutturmaya çalışacaklar. Yarın konumuza devam edeceğiz.