Başbakan Tayyip Erdoğan, aklından geçeni kolayca söyleyen biri; bu yüzden zaman zaman yanlış anlamalara sebebiyet verebiliyor. Hani "Boğaz dokuz boğum" diye bir lâf vardır. Her boğumda bir kere düşünürseniz, belki aklınız, cümlenizi sansür eder. Elbette, görünüşe göre insanlar askere, yani " PeygamberOcağı'na " sevinerek gider. " Şehitlik " veya " gazilik " önemli bir din mertebedir. Ama gerçek hayatta, bu böyle değil. Gençler askerliği bir " zamankaybı " gibi görüyor. Hiçbir ana da, şehitlik veya gazilik unvanı peşinde değil. Yurdumuz işgal altında olsa, kutsal vatan toprağı için, her birimiz savaş meydanlarına koşarız da, gençlerimizin PKK tuzağına düşüp, can vermesi, toplumda infial yaratıyor. Bu konuda, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin de pek başarılı olamadığını kabul etmeliyiz. Tabii siyasi sorumluluk hükûmetin üzerinde; problem, askere ihale edilmekle de çözülemiyor. İşte böyle hassas bir ortamda, Tayyip Erdoğan'ın " Askerlikyangelipyatmayerideğil.Analarçocuklarınışehitveyagaziolmasıiçinkınayakıpaskeregönderir " demesi pek hoş kaçmadı. Bu sözlerinin ardından, " telefondatepkiduymamakiçinşehitasteğmenZekiBurakOkay'ınannesiniaramadığını " açıklaması da istismar edilmeye müsait cümlelerdi. Acılı ana, tepki gösterseydi bile, bu, iki kişi arasında kalırdı. Ama şimdi, medyaya yansıdı; üstelik Org. Yaşar Büyükanıt'ın " Şehitanalarıdaimahaklıdır;ellerindenöpüyorum " cümlesiyle birlikte. Şehit cenazelerinin ve PKK sorununun bazı partiler tarafından istismar edilmesi, hele " Lübnan'aasker " tezkeresi ile bölücülük çabalarının birlikte gündeme taşınması ve birbiriyle irtibatlı gibi gösterilmesi, Erdoğan'ı çileden çıkartmış olabilir. Ama gelin görün ki, öfke ile kalkan zararla oturuyor.