- "İş yerindeki arkadaşlar İsmail'e 'Veli Abi'nin çocukları bulundu mu?' diye sormuş. O da 'Bulamazlar o çocukları... Bulunmaz artık onlar' diyormuş. Çok emin bir yere bıraktıklarını hissediyorlardı demek ki..."
- "6 tane çocuğum var, Allah'a şükür bir gün bakkala veresiye yazdırmadık. Bir evimiz, bir arsamız vardı, bizi çok varlıklı sanıyorlar. Milletin gözüne batıyordu"
12yaşındaki Emre ile 13 yaşındaki Mehmet için sıradan bir gündü... Tek istekleri Cumartesi gününün tadını, havanın da güzel olmasından faydalanarak sokakta arkadaşlarıyla oyun oynayarak çıkarmaktı. Sabah erkenden kalkıp ödevlerini bitirdiler. Akşam vardiyasında çalışan babalarıyla öğle yemeklerini beraberce yediler. Arka arkaya sokağa çıktılar. Çocuklarından yarım saat kadar sonra da baba Veli Bey ayrıldı evden... İşyerine servisle giden Veli Bey, sokağın başına doğru yürüdü. O sırada gözleri oğullarını aradı ama bulamadı. Okulun bahçesine gitmişlerdir diye düşünerek şüphelenmedi. Zaten neredeyse mahalledeki tüm çocuklar dışarıdaydı.
Yıllarca komşuluk ettiler Servis her zamankinden geç kalmıştı o gün... Epeyce bekledi. Meraklanıp aradı. Minibüs bozulmuş yerine bir başkası yönlendirilmişti. Kendisini işyerine taşıyan servisin şoförü Dursun A. ile yıllarca komşuluk etmişlerdi, İstanbul'a göç edip kiracı olarak oturdukları apartmanda altlı üstü yaşamışlardı. Eşleri de sık sık görüşürdü o yıllardan beri... Daha sonra Veli Bey eline geçen 3-5 kuruşla birkaç apartman ötede şimdi oturduğu evi satın almıştı. Yaz başında da servis şoförü Dursun A. hemen karşılarındaki eve geçmişti kiracı olarak. Veli Bey'i çalıştığı işyerine sokan dayısının oğlu İsmail Y. ise eline doğmuştu. Çocukken az mı kucağında taşımıştı yeğenini... Evlatlarından ayırmazdı onu... Üçü de aynı işyerinde çalışıyor, hafta sonları dernekte buluşuyor sohbet edip, oyun oynuyorlardı. Veli Kavaklı bozulduğu söylenen servisin yerine gelen bir başka araca binerek işyerine doğru hareket ederken, kader ağlarını örmeye devam ediyordu. Öz dayısının oğlu ile yıllarca komşuluk ettiği, işyeri servisi şoförünün insanlık dışı planı işlemeye başlamıştı.
Maddi sıkıntıları vardı Dursun A. ve İsmail Y. maddi sıkıntılarla boğuşuyordu. Dursun A. 3 tane minibüs almış onların banka kredilerini ödemekte zorlanıyordu. İsmail Y. ise maaşını bir türlü yetiştiremiyordu. Hatta olaydan bir ay kadar önce yengesi Hadife'ye gidip, 20 lira borç istemiş, 'Maaşımı alınca veririm' demişti. Arkadaşları Veli'nin tutumluluğuna hayrandı. Eşiyle elele verip önce bir ev sonra da Çorlu'da bir arsa almışlardı. Dursun A. ve İsmail Y. bir gece oturup yine parasızlıktan yakınırken dayı oğlu, Veli'nin memlekette de bir fındık tarlası olduğunu ağzından kaçırdı... İşte tam da o sırada şeytani bir fikir geldi akıllarına... Veli'nin çocuklarını kaçırıp alacakları fidyeyle borçlarından kurtulabilirlerdi.
Çocuklar hiç şüphelenmedi Sokakta top koşturan Mehmet ve Emre yanlarına yanaşan minibüsteki Dursun A. ile İsmail Y.'yi görünce yanlarına koştu, düşünmeden araca bindiler. İkram edilen içeceği de sevinçle kabul ettiler. İki kafadar, çocukların içeceğinin içine uyuşturucu koymuştu. Plan işlerse iki küçük çocuğu uyutup bir yere saklayacaklar ve babalarından fidye isteyeceklerdi. Ancak çocuklar aradan geçen zaman içinde hiçbir uyku emaresi göstermiyordu. Telaşlanmaya başladılar. Dursun A. aracını mahalleden 40 kilometre kadar uzaktaki köpek çiftliğine doğru sürmeye başladı. Çiftlikteki köpekler çocukların en büyük eğlencesiydi. Belki bir köpek bile alıp getirebilirlerdi mahalleye... Zaman geçiyor ancak çocuklar uyumuyordu. Sinirler gerildi. Çocuklar da tedirgin olup, bir süre sonra araçtan inmek istedi. İsmail Y. izin vermeyince ipler koptu. İlk darbeyi Emre aldı. Bunu gören abi bağırmaya başlayınca bir darbe de ona geldi.
Panik başladı İşler rayından çıkmıştı. Arabayı kenara çekip ne yapacaklarını düşünmeye başladılar. İkisi de panik haldeydi. Çocuklar henüz yaşıyordu ancak geri götürseler, babalarına söyleyeceklerdi. Bu korkuyla geri dönüşü olmayan bir yola girdiler. Aldıkları darbelerle bayılan iki küçük çocuğu önce iple boğarak öldürdüler. Bu sırada Dursun A.'nın telefonu çalmaya başladı. Akşam servisine geç kalmıştı. 'Araba bozuldu' diyerek yalan söyledi. Hava kararmıştı. En iyisi çocukları kimsenin bulamayacağı boş bir araziye atmaktı. Sazlıdere baraj yolu üzerinde durdular. İki kardeşi arazinin ortasına taşıdılar. 'Cesetleri yakalım' dedi biri... 'Ortada delil kalmasın...' Aracın arkasındaki benzin bidonuyla etrafı ateşe verdiler. Hiçbir iz kalmadığından emin, iç rahatlığıyla olay yerinden uzaklaştılar.
Ayakkabı kabusu Birbirlerini rahatlatmaya çalıştılar. İki kardeşin minibüse bindiğini gören olmamıştı. Çocukları atıldıkları yerde bulmak zordu. Bulsalar bile yanmış olacaklardı, teşhis edilmeleri mümkün değildi. Dayı oğlu ile yakın komşudan kim şüphe edebilirdi ki zaten... Araba da temizlendi mi, problem bitecekti. Bu sırada İsmail Y. çocukların ayakkabılarından birinin araçta kaldığını gördü. Korktular. Camdan dışarı atıverdiler. Tam sakinleşmeye çalışırken, diğer çocuğun ayakkabısını da fark ettiler. Korkuları arttı. Panikle onu da dışarı fırlattılar. Tüm bunlar olup biterken çocuklarının kaybolduğunu düşünen Kavaklı çifti, mahalleliyle birlikte evlatlarını arıyordu. İki cani, arama çalışmalarına katıldı. Hiçbir şey olmamış gibi... Hiç yakalanmayacak gibi, büyük bir soğukkanlılıkla aileyle birlikte gözyaşı döktü.