
'Benim suçum ne?' çığlığı ile bitti bu hafta 'Yaprak Dökümü'! Çığlık Leyla'ya aitti. Haklı mıydı? Kim bilir? Çünkü dizi bana bu hafta çok farklı şeyleri sorgulattı. Bir parça da sinirlerimi bozdu. Lafı dolandırmayacağım, direkt konuya gireceğim. Hikayenin başından beri yapmadıkları kötülük, yemedikleri nane kalmayan iki karakter, Oğuz ve Ferhunde 100. bölümde yine en iyi durumda olanlardı. Şöyle bir düşünelim; Ali Rıza Bey ve Hayriye Hanım, çocuklarını alıp İstanbul'a taşındıklarından beri önce Şevket, evli olan Ferhunde ile birlikte oldu. Ardından Ferhunde ile evlendi ve korkunç bir evlilik yaşamaya başladı. Ferhunde'nin bitmez tükenmez isteklerini karşılamak için çalıştığı bankayı dolandırmaya kadar vardırdı işi. Hapse girdi, işinden oldu. Hem de boynuzlandı. Yani günahını fazlasıyla ödedi. Leyla, zengin birini tavlamak peşinde koştururken kardeşinin sevgilisinin koynuna girdi. Kocasını kardeşi çaldı, delirdi, pembe paltoya yapıştı. Psikiyatriste gitti, Can'a aşık oldu, terk edildi. Yani yaptıklarının bedelini ödedi. Necla, ablasının kocasını çaldı. Dayak yedi, terk edildi, sokağa atıldı. Bütün ailesini kaybetti, kazanıncaya kadar bir vesikalanmadığı kaldı. Bedel ödedi. Allah'tan Cem ona el uzattı. Ama üzerinde yapışan yafta öylece kalakaldı. Fikret, kimseye kötülük etmedi, ona rağmen Cevriye girdi hayatına... Peki, sorarım size ey okurlar; bu Ferhunde ve Oğuz, birbirlerine yaptıkları kötülükleri saymazsak bunca olaydan nasıl yakayı bu kadar çabuk kurtardı. O canım babadan kalma köşk satışa çıkarken Oğuz yine işinde gücünde, Ferhunde evini barkını yaptı, şirket kurma peşinde. Birileri bana söyler mi nerede bu senaristlerin adaleti?