O uğursuz geceye dair "1978'in son günleri, siyasi cinayetlerin doruğa çıktığı, ülkenin farklı etnik ve mezhep mozaiğinin olduğu bölgelerde adeta iç savaşların yaşandığı tarihlerdi. 1974'ten itibaren Savaş Ay'la gündüzleri birlikte, geceleri de rakip habercilik yapıyordum. Savaş'ın deneyimli gece muhabiri İbrahim Labernas'la kurduğu mobil ekibe, ben de Anka Ajansı'nda çalışan Yüksel Uysal'la oluşturduğum bir ekiple adeta rakip bir "haberci çetesi" kurmuştum diyebilirim.
İMKANSIZ OLAN İstanbul ahalisinin büyük bir bölümü uyurken bizler de terörden, trafik kazasına varan her alanda röportajlar yapıyorduk. Her ikimize de gündüzleri çalıştığımız kurumların imkânı yetersiz kalıyor ve daha ciddi habercilik yapan ve daha fazla imkânı olan büyük gazetelere sıçramayı düşlüyorduk.
ORTAK HAYALLER Savaş'ın bu rüyası, 24 Aralık 1978'de Kahramanmaraş'ta yüzlerce kişinin katledildiği olayları, olağanüstü bir habercilik örneği vererek, Milliyet Gazetesi'ne girmesiyle gerçekleşmişti. Ülke çapında habercilik başarısıyla bir anda o dönemde Türkiye'nin en saygın gazetesi Milliyet'te, Abdi İpekçi'nin köşe yazılarında bahsettiği yakın arkadaşımı içten içe kıskanmıyor değildim. Yıllarca Babıâli'de ortak hayaller kuran ve bu hayaller uğruna zaman ve mekân kavramlarını unutan iki kafadar haberciden birinin, birdenbire parlayıvermesini düşünün...
TANIŞSAK KEŞKE Aradan geçen süre boyunca gündüzleri rahmetli Ercan Arıklı'nın Kadınca Dergisi'nde foto muhabiri, geceleri de Yüksel Uysal'la birlikte Cumhuriyet, Tercüman ve hatta Milli Gazete'ye haber yapan freelance gece muhabiri olarak çalışırken, tek hayalim Savaş'ın bir gün bir şekilde beni Milliyet Gazetesi'ne aldırması ve Abdi Bey'le tanıştırmasıydı.
HAYALLER Hayallerimiz üzerine inşa ettiğimiz habercilikte bu hayaller bazen umduğumuzdan daha çabuk gerçekleşir, bazen de hayal edemeyeceğimiz kadar korkunç boyutta karşımıza çıkıverirdi. Günün birinde, Savaş'ın beni Abdi İpekçi'yle tanıştırmasının hayali, 1 Şubat 1979 gecesi, farklı bir biçimde gerçekleşmişti.
ÖRNEĞİ AZ Arkadaşımız Zeki Sezer'in düğününde telsiz dinleme nöbetini devrettiğim ortağım Yüksel Uysal, düğünün en hareketli anında kendisine bıraktığım numaradan bana Abdi Bey'in suikasta uğradığı haberini verdi. Ben de Zeki'nin düğününde akordeon başındaki Savaş'ı haberdar edip, birlikte Abdi Bey'in kaldırıldığı hastanenin morguna gitmiştik. Bir sedyede cansız bedeniyle yatan kişi, biz gazetecilerin bugün ne yazık ki Türk basınında örneği az olan evrensel gazeteciliği savunan ve uygulayan Abdi İpekçi'ydi." Coşkun ARAL