Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, tren faciasının ardından, tren yollarını savunuyordu. "10 günlük süreçte, trafik kazalarında 211 kişi öldü, aynı gürültülü ses, neden burada çıkmadı?" Buna karşılık trenlere binen vatandaşları örnek gösteriyordu ki, tam o sırada yeni bir tren kazası.. 4 ölü, çok sayıda yaralı... Eğer tedbir alınmaz ve kazaların sebepleri yok sayılırsa, kazalar kaçınılmazdır. Ama politikaya sığınıp, gerçekleri görmezlikten gelenler, nedense itibar görür bu ülkede. Sanırsınız ki, Binali Yıldırım "tren yolları bakanı!" Sanırsınız ki, o trenlerden gayrı bir sorumluluğu yok. Tren yollarında da, karayollarında da tedbir almak sizin göreviniz Sayın Bakan! Siyasi gösterilere kurban giden çocuklarımızın hakkını savunmak da, bizlerin görevi. Trenlere binen vatandaşlara gelince... Sefaletin kucağında her gün biraz daha yoksullaşan insanlar, trene ucuz olduğu için biniyor. Tıpkı, faturasını ödeyebilmek için Irak'ta ölümü göze alan şoförlerimiz gibi. Tıpkı Kocaeli'ndeki tren kazasının kurbanları gibi. Yoksa trenler ve karayolları arasında rekabet yaratmakla, sorumluluğu başından savacağını düşünmesin kimse. Görevini layıkıyla yapmayanlar yüzünden, ölüm pusuda bekliyor çünkü.. ( Japonya'daki nükleer kaza sonrasında 4 kişi öldü. Tesisin müdürü, aileleri taziye ziyaretine gitti ve özür diledi. Oğlunu kaybeden acılı bir baba, görevli müdürü diz çöktürüp, ayaklarından öptürdü ve müdür de bunu büyük bir içtenlikle yaptı. Bizler ölümlerden sorumlu bir yürekli adam bulamıyoruz. Bulsak, biz ondan özür dileyeceğiz.)