Güncel | Yazarlar | Güne Bakış | Ekonomi | Aktüel | Magazin | Spor | Televizyon | Papatya | Astroloji | Ana Sayfa 02 Ekim 2004

Melûl gaziler..

Tanju Gürsu aradı iki-üç gün önce.. Ben fakiri kalkıp Başbakan ya da Dışişleri Bakanı arayacak değil ya..
Davul, dengi dengine.. Hayatta herkes layığını bulur.. Tanju, benim 40 yıldan fazla arkadaşım.. İstanbul'da vaktiyle birlikte at koşuşturduğumuz ki doludizgin ve çala kırbaç..
Haftanın iki günü, derdest edilip, Beyoğlu Emniyet Amirliği'ne düşmesek, karakol ahalisi meraka kapılır, bizi aramaya çıkardı.. Merak ederlerdi ki neden vukuatımız yok diye..
Lazoğlu, o devirler Yeşilçam'ın en birinciye afilli delikanlılarından.. Zıpkın gibi bir çakal.. Ayda iki-üç başrolü var.. Türkan'larla, Fatma'larla, Filizler'le..
Sonralarda ise "Ünal Küpeli"nin yönettiği "Mardin-Münih Hattı"ında, Halit Refiğ'in "Köpekler Adası"nda döktürmüştü..
Şimdilerde, haftanın yedi gününün en az ikisinde, zap yaparken yakalayabilirsiniz onu ekranlarda eski Türk filmlerinde.. Maşallah, yumurta gibi çocuk hallerinde..
"Halido! Kitabı yarıladım.. Yeşilçam ve gençlik anıları.. Aklın durur.. Senden de çok var.." Öyle söyledi telefonda..
"Ula aferin, pıravo uşağım! Okumayı, yazmayı söktün sonunda ha.." dedim ben de..
Sandım, uzun metraj küfüre duracak.. Aksine kahkahalar attı, en gevreklerinden.. Demek ki öğlen rakısında.. Lazoğlu bugüne değin Karadeniz'i rakı edip içmiştir desem.. Tabii biraz mübalağa..
- İçtin mi len şu Efes'ten?
- He içtim.. Hoş, rahat, tatlı.. Ama yahu usta, rakı değil be.. Yani bizim bildiğimizden değil.. İyi, güzel de bir başka çeşit rakı..

- Ula oğlum, biz rakı diye çok zaman saf ispirto, mazot, kezzap içtik.. Unuttun mu? Amman Tekirdağ diye, az mı köçeşleştik a Ceyar!
- Sittir et.. Bir öğle rakısı attıralım mı? Sirkeci'de, Gar Lokantası'nda?
- Ula, son orada değil miydik? Orası Gar Lokantası mıydı? Orası sosyete olmuş.. Şaşmıştım hani böylesine bir değişime..
- Haklısın Halido uşağım.. Her şeyler değişti çokkk..

Öldük, daha ölmeden..
Benim bu işe başladığım tarihlerde, içki içmeyeni pek gazeteciden saymazlardı.. Direnenler olurdu ama, çoğunluk mecburiyetten meyhaneleri mesken tutardı.. İçkide kararlı gidenler de olurdu, baştan kara edenler de..
Çoğumuz daha genç sayılacak çağlarımızda sefilledik o yaşam biçiminden..
Çoğumuz yitip gittik.. Öldük, daha ölmeden.. Başımızda deli rüzgarlar, hane-i berduş (evi sırtında) bir yaşam..
Samatya'nın, Balat'ın Selati meyhaneleri.. Boğaz'ın salaş deniz üstü demhaneleri.. Sirkeci'nin, Beyoğlu'nun ayakçı, koltuk, içkihaneleri..
Tevellütlerimiz daha çok yeniydi.. Ama yine de nüfus cüzdanlarımızın birinci safalarında "Ekmek karnesi verilmiştir..", "Kömür karnesi verilmiştir.." diye imzalar, mühürler.. Uzaktan da olsa İkinci Dünya Savaşı'nın önce bebeleri, sonra gençleriydik.. Günlük yaşamın ciddiyetinden sıkılan, içimizdeki yarı ürkek, yarı korkak çocuklar alkol ile ortaya çıkarlardı..
Otomobillerimiz filan yoktu.. Tramvaylarla idare ederdik.. Çokça taban teperdik İstanbul'un günlerini gecelerini yiyip bitirmek için..
Tepebaşı Gazinosu'nda, Küçük Çiftlik Parkı'nda, Salacak Gazinoları'nda Çakır'ın yerlerine takılırdık, rakıyla güreş tutmak için..
O zamanlar Babıali vardı.. Cağaloğlu vardı.. Hemen hemen bütün gazete ve gazeteciler oradaydılar; halkla iç içe.. Gazetelere girişler-çıkışlar serbestti.. Kim olursa olsun, gelip derdini dökebilirdi gazetecilere..
Polis, adliye muhabirliği yaptığımız zamanlarda, günde üç cinayete, beş yangına, bir o kadar trafik kazasına gittiğimiz olurdu.. Bunların hepsinde ille de kıyafet mecburiydi.. Takım elbise ve gravat..
Şimdilerde, devlet erkanının önünde bile yaka bağır açık..

İş çıkışları..
Bizim grup, akşam, gazete çıkışı Vilayet önünden aşağı vururduk.. Eğer biraz avans alabilmişsek ve "Satmışım ulan dünyanın anasını.." tavındaysak, Sirkeci'ye varmadan, hemen solda İstanbul Lokantası'na "rota tutardık".. Orada masa kurmaya.. Orada "Ey şişe, beş şişe../Gel bardağıma işe.."ler yapmak için..
İstanbul Lokantası, gündüzleri seçkinlerin öğle yemeklerini yedikleri, mutfağı ile ünlü bir mekandı.. Akşamları ise çok adam gibi adamların, adam gibi tozutmadan, bokutmadan sessiz-sakin rakı içtikleri bir yerdi..
İçkinin edeplisinin içildiği bir mahaldi İstanbul Lokantası.. Her tür mezesiyle, şahane Osmanlı mutfağıyla, saygın selamların verilip alındığı bir yer..
İstanbul Lokantası olmazsa daha geç saatlerdeki Beyoğlu tavına gelebilmek için, önce Sirkeci Gar Lokantası'na dümen tutardık.. Mevsim yaz ya da mülayim baharlardansa, dışarıya peronun hemen yanıbaşına tezgah açardık.. Trenler gelirler, giderlerdi.. Birileri inerler, binerlerdi.. Şahsen trenlere sevdalanmam; eski güzellemelerim, çocukluk yıllarımın sevdaları vapurlara boşvermişliğim, o yıllarda başlamıştır..
O sevdalanmalarım yüzünden, daha sonraki yıllarda, meslekte biraz tüylenince, çoğunlukla kendi hak bildiğim işleri işlemeye başlayınca, trenlere binip alıp başımı giderdim.. Bazen taa Kars'a kadar.. Bazen Kurtalan'ın oralara..
Ula yine dağıldık.. Konuya dönelim.. İşçilerimizin daha çok taze Avrupa'ya sürünmeye gittiği yıllardı.. 1962'nin zamanları.. Onların maceraları hep Sirkeci Garı'ndan başlardı.. Gar Lokantası'nın hemen yanı başından.. Ahh, bir ağızları, dilleri olsa da konuşsa o Sirkeci Gar Lokantası.. Bizim, ilk Almancılar'ın göç yollarına düşüşlerini bir anlatsa... Sicimlerle sarılmış, dandik, hırpani, müstamel bavullar ve plastik su bidonu taşıyan bir dolu gavur eller gurbetçisinin, oralardan oralara koşuşturduğu bir yerdi o Gar Lokantası'nın önleri.. Gören gözlerle bakıldığında dört bir yanları hüzün; garip Anadolu insanı manzaraları..
Bir meçhule gidişin paniğinde, büyük şehir yaşamının acemisi bu yanık yüzlü, içleri ezik adamlar ve geride onlara el sallayan, kırgın, küskün, yılgın, aynı trene binememenin yangınını içlerinde taşıyan büsbütün yalnız hemşehrileri..
Kokulanmak..
Gar Lokantası'nın içi de başka bir alemdi.. Bar kısmına tünemişlerin çoğu mezelerini ceplerinde getirirlerdi.. Kıyılmış kuzu başı, pastırma, tulum peyniri, leblebi, falan, filan.. O bar kısmında yanlamış olanlar, kendi önlerini kendileri güzellerlerdi.. Bazı bazı getirdikleri çiçekleri, en çok da karanfilleri bir su şişesinin içine dikerler, öyle, ona karşı yudumlarlardı içkilerini..
İçinde çiçek bulunan yalnızlıklar.. Arada bir, etraflarda bir esansçı dolaşırdı.. Elindeki şırıngayla havayı kokulandıran, küçücük şişeciklerde türlü-çeşitli esanslar pazarlayan biri.. (Pezevenk bir keresinde kimin gazına gelmişse gelmiş, bir küçük şişe hacı yağını üstüme pompalamıştı ki ben yandım Allah.. Abi bu hacı yağı denilen koku, bir bulaştı mı üstüne, 15 gün kokarsın.. Kokarsın ki peşine palabıyıklı adamlar düşürtmecesine..)
Koku-moku ve ben gece eve döndüğümde yemiştim boku..
Yafu bu anneler ne acayip.. Koca adam olmuşum, anam beni gece eve dönünceye değin camlarda, pencerelerde beklerdi.. Ben sessiz ama gayetle hacı yağı kokulu o girişi yaptığımda, üstüme saldırmış..
"Yavlo (şeytan)! Yine putanalardan (orospulardan) geliyorsun.." diyerek, üstümü başımı yolmuş, burmadık yanlarımı bırakmamıştı..
Zannımca, üstümdeki hacı yağı kokusunu "putana" kokusu sanmıştı.. Nerede? Ah keşkem..

***

İşte epey bir zamanlar önce ben, Tanju, Özkan, Faris, Burhan yine Gar Lokantası'na gitmiştik ki.. Orası vardı ama yoktu.. Yine Sirkeci'deydi.. Trenlerle haşır-neşir.. Tavanı yine göklere yükseliyordu.. Ama o değildi.. Eskisi değildi.. Biz, o 5 kişi eskisinin aşinasıydık..
Ve eski savaş alanlarını gezip görmeye gelmiş malul gazilere dönüştük..
Hadi "malgaziler" demeyelim.. "Melgazilere" dönüşmüştük.. Tanju Gürsu beni arayıp, "Gar Lokantası'na gidelim.." deyince, bunları anımsadım..
Adama boşuna "Ceyar" ismini takmamış sinema çevreleri.. Durup oturduk yerde, bir yeni baştan efkarlara saldı beni.. Kayıp yıllarıma sövdürdü..
Fax : 0212 2815840
GÜNCEL
Elleriniz Elleriniz kırılsın!
Canavar ruhlu anne-baba, korkunç şekilde dövdükleri 3.5 yaşındaki...
'Eğreti Gelin' isyanı
Sapığa 141 yıl
Kızamıkla savaş
Kendisi yok heykeli var
Hafta sonu yağmurlu
Milimle kurtuldu
SPOR
Leopar'a Leopar'a 2 pençe: 2-0
Geçen hafta İstanbulspor maçında futbol-şov yapan Aslan, Anadolu...
Takım olduk
Özür dileyeceğiz
Kafalar karıştı
Her şeyi yaptık
Hakan'a milli şok!
Erdoğan Arıca bıraktı Güvenç...
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
HAVA DURUMU
ISTANBUL - Par. Bul. 23 C,Par. Bul. 14 C
ANKARA - Par. Bul. 26 C,Par. Bul. 9 C
IZMİR - Par. Bul. 29 C,Par. Bul. 15 C
ANTALYA - Par. Bul. 30 C,Par. Bul. 18 C
ADANA - Par. Bul. 31 C,Par. Bul. 20 C
EKONOMİ
IMKB E: 21,723 D:% -1.05
DOLAR S: 1,508,000 D:% 0.27
EURO S: 1,870,000 D:% 0.27
AKTÜEL
GÜNE BAKIŞ
EKONOMİ
GÜNCEL
     
  Güncel | Yazarlar | Güne Bakış | Ekonomi | Aktüel | Magazin | Spor | Televizyon | Papatya | Astroloji | Ana Sayfa
     
     
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm haklari saklidir.
MERKEZ GAZETE DERGI BASIM YAYINCILIK SANAYI VE TICARET A.S.