
"Günlerdir" diyeceğim az gelecek. Hepimiz
haftalardır sıkıntılıydık... Ezeli bezeli mevcut dertlerimiz bir kenarda durmaktaydı zaten. Yeni dertler üretip bir de onlara dertlenmeye mahir millettik. Son (malum) olayları da yoktan var edip ilaveten darlanmıştık.
YEDİVEREN GÜLLER Çevrende kime baksan asık yüz, çatık kaş, soluk beniz, fersiz göz, abus çehre, bitkin beden, harabe eda gırlaydı. Etrafta neyi görsen isli, paslı, puslu, pusulu, tatsız tuzsuz, tekinsizdi nicedir. Böyle bir kezzaplı iklimin bozkırında yediveren gülleri açıverdi amanın. Çünkü 'bir takım' adam, Kadıköy nam İstanbul ilçesinin orta yerinde, gece karanlıklarını yırtan projektör ışıkları gibi şavkıdı ansızın.
TOPRAKTA KARINCA Mat, renksiz ve süssüz iç hallerimizi önce sarı laciverde sonra da gök kemeri alacalarına bezediler. Onlar ki şairin "Toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar" dediği gibi çoktular o sahada. Bizi de kendileriyle birlikte çoğalttılar önceki gece helaller olsun.
TEKERRÜR EDEN 40 yıl öncesinde de yine Chelsea gibi bir İngiliz takımıyla eşleşmiştik. Yine İstanbul'a, Fenerbahçe'ye gelmişti o rakip. Biz yine ilk golü kendi oyuncumuzun büyük bir hatasından yemiştik. Sonra şahlanıp 2 gol bulmuş, başları önde yollamıştık ülkesine Manchester City adlı vukuatsız kabadayıları.
BULUNMUŞ TEBESSÜMLER Yani dostlarım, Bir nevi tarihti tekerrür eden. O gece orada, o eski tarihi hatırlatıp bir de yenisini yazan ayaklar, eller, yüreklerdi. Ve onlar sadece sıradan birer futbol neferi değildi. Onlar, kederinden kadersizliğine tüh çeken koca bir milleti sarsıp kendine getiren, yüzlerimizden epeydir yitmiş tebessümleri bulup iade eden 'bir takım' aslan parçası, tam takım şövalye ruhlu kahramanlardı.