Çevre bilinci ve çevrenin korunması DÜNYAMIZIN pek çok bölgesinde hava, toprak, ırmaklar ve deniz endişe uyandıracak boyutta kirlenmiştir. Pek çok canlı türleri yok olmuş, pek çok hastalıklar başgöstermiştir. "Dahaiyiyaşayalım" diye düşünürken, sanayiyi, kalkınmayı o umutla planlarken şimdi "içindeyaşanmasızorbirdünya" ya doğru gitmekteyiz. Kur'an, bu bozulmanın önlenmesi, hatta ortaya çıkmaması için önemli bir bakış açısı getirmektedir. Alemde olup biten her şey Allah'ın "ayetleri" yani işaretleridirler. Gökyüzü, su, bitki, hayvan, özetle her şey bizi Allah'a götüren işaretler durumundadır. Var olan her şey, Allah'ın eseridir. Ve her şey O'na bağlıdır. Kur'an bu bağlılığı "tesbih" yani "anma" kelimesiyle ifade eder: Şu ayette olduğu gibi: "Yedigök,yervebunlardabulunanlarO'nu(Allah'ı)tesbihederler.O'nuhamdiletesbihetmeyenhiçbirşeyyoktur.Fakatsizonlarıntesbihlerinianlayamazsınız." (17, İsra, 44) ALLAHBOZGUNCULARISEVMEZ İşte bu ve benzeri ayetlerin inanan kimsede doğurduğu ruh halidir ki, YunusEmre'ye o meşhur mısralarını söyletmektedir: Dağlariletaşlarile ÇağırayımMevlamseni. Seherlerdekuşlarile ÇağırayımMevlamseni. İnananlar toprağı kirletmez; çünkü toprak yaşamanın vazgeçilmez vasıtası olan "temizvehelalrızk "ın anasıdır. Suyu kirletmez; çünkü Allah her şeyi sudan yaratmıştır. Ve her şey suya bağımlıdır. Kur'an,Allah'ın arşının (dahi) suyun üstünde olduğunu" ifade eder. Yine Kur'an insanın ahlaki bozulmasıyla doğal çevrenin bozulması arasında sıkı bir ilişki kurar. İnsan, bencilliği esas alan bir ahlaki çerçevesinde hareket edince, sadece kendi yararını düşünür. Yakın ve uzak çevresini kendi yararına göre düzenlemek ve kullanmak ister. Her şeyi israf eder. Başkalarına ait olanı, eğer kendi menfaatine uygunsa, yok eder. Şu ayeti dikkatlice dinleyelim: "...İşbaşınagelinceyeryüzündebozgunculukyapmayaekinlerivenesliyoketmeyeçabalayaninsanlarvardır.Allahbozgunculuğusevmez." DÜNYAALLAH'INNİMETİDİR Kur'an'ın"ekin" i ve "nesli" birlikte zikretmesi çok anlamlı görünmektedir. Ekinleri, temel rızık kaynaklarını, genelde doğayı, yani hava, su v.s. yi kirletenler, yok edenler, aslında gelecek kuşakları, hem de sadece insanın değil, öteki canlıların gelecek nesillerini yok etme çabası içine giriyorlar. Kur'an pek çok şeyin insanın hizmetine, Allah'ın bir rızık ve nimeti olarak, sunulduğunu söyler. Fakat bu, "tabiatıistediğinizgibikullanın" anlamına gelmez. Doğrusu Kur'an'ın telkin ettiği insan-tabiat-çevreveAllah" ilişkisini bilinç haline getiren ve o bilinci ahlakının kaynağı halinde gören bir insan ve toplum açısından bakıldığında, bugün tanık olduğumuz anlamda bir "çevre sorunu"nun olmaması gerekir. Aslında Kur'an bize cennet tasvirlerini sunarken bu dünya için bir model de vermektedir. Cennetin Kur'an'daki tasviri çok açıktır: Güzel bir mekan. Rengarenk bahçeler. Tertemiz meyveler, yiyecekler, içecekler. Kirlilik görmemiş ırmaklar. Suretiyle, sözüyle, özüyle güzel olan insanların yurdu. İnsanoğlu bu dünyayı ne kadar o modele yaklaştırırsa o kadar "Allah'ın yeryüzünde" "halifesi" yani sevdiği insan olur. Kur'an insan-çevre ilişkisinin olumlu geliştirilmesini, çevrenin korunmasını isterler. Hatta çevremizi koruyup, geliştirmemiz gerektiği konusunda bir inanca bile sahip olmamız gerekmez. Biz çevremizi yok etmekle geleceğimizi yok ediyoruz. Bunun bilincinde ve şuurunda olmalıyız.