Adaletin yerini bulması sözü, mutlak biçimde haklı ile haksızın net bir şekilde ayrılması ve ortaya konularak müeyyide uygulamasına hazır edilmesi midir? Bence, bu olgunun zaman kavramı ile beraber düşünülmesi gerekir. Yani, adalet aynı zamanda zamanın da bir fonksiyonu.
Ağzımaçıkkaldı... 1998 yılında bir resepsiyonda yüksek yargı organı üyeleri ile zaman konusunu tartışıyorduk. Orada öğrendiğim ile ağzım açık kalmıştı. Ben, 1015 yıl süren davanın sonuçlanması adaletin yerini buldu dedirtemeyeceğini söylerken, Yargıtay Başkanı, "Sayın Pakdemirli, Osmanlı döneminden kalan davalar var demişti. Şimdi soruyorum; "Adaletin yerini bulması için kılı kırk yardığımız olayı mutlak manada adil bir şekilde 80 yıl sonra çözdüğümüzü düşünelim. Davaya taraf olan ölmüş, oğlu vefat etmiş, torunu ve onun da oğlu hepsi bu dünyadan göçmüş. 80 yıl içinde beşinci kuşak gelmiş ve dava bitiyor. Ölümler dolayısıyla taraflar değişiyor. Konuya ilgi göstermeyenler ortaya çıkıyor, bu mudur adaletin tecellisi?"
Davalarniyeuzuyor? Ülkemizde davalar uzayıp gidiyor. En küçük dava 2 yıldan önce bitmiyor. Davanın uzaması tarafların biri lehine olabildiği zamanlar, dava müddeti daha da uzuyor. Davaların uzaması 4 sebepten ileri geliyor. Birinci sebep, muhakemat usul kanunlarımız gereksiz işlemlerle dolu, şekil şartları fevkalade fazla. İkinci sebep, yargı en küçük bir konuda dahi bilirkişi atıyor. Bilirkişi raporuna itiraz, tekrar bir bilirkişi raporu hazırlanıyor. Ona da itiraz, üçüncü bilirkişi tayini yapılıyor. Üçüncü sebep, hakkın suistimali. Taraflardan biri (davanın uzamasını isteyen taraf) şahit dinletmek istemi ile ilgisiz bir yerde oturan kişiyi şahit olarak gösteriyor. Bu da oldukça uzun bir zaman alıyor. Gelen bilirkişi raporuna itiraz ediyor. Başka bir bilirkişi bile isteyebiliyor. Dördüncü sebep, olur olmaz şeyler de yargıya taşınıyor. Yargı yükünün fazla olduğu bir gerçek. Milletlerin adalet sisteminden ümidi kestiklerinde, yok olduklarını biliyoruz. Osmanlı İmparatorluğu, kurmuş olduğu sağlam adalet dağıtım sistemi ile Avrupa içlerine kadar yayıldığını biliyoruz. Elbette, salt kılıç gücüyle gidilmesi mümkün değildi.
Düşündürücügelişme Adalet bakanlığımızın, "Mahkemelere duyulan güven sarsılmıştır" mealindeki cümleleri çok düşündürücüdür. Bu güven eksikliğini, bir başka yönü ile de eski bir yargıtay başkanımız "Hakimler vicdan ile cüzdan arasında sıkışmışlar" sözüyle dile getirmişti. Davaların uzayıp gitmesi sadece bizim ülkemizde yaşanmıyor. Geçenlerde benim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde olan 8 yıllık davam bitti. Diyelim ki, bu yüksek mahkeme mutlak adaleti buldu. 8 yıl sonra gelen adalet gecikmiş bir adalet. Bu yüksek mahkemenin yargıçları ikiye katlansa da davalar 1 yılda bitse olmaz mı? Böyle bir çözüm, maliyeti yok denecek kadar küçük. Adaletin çabuk tecelli etmesi ona duyulan güveni de artıracaktır. Aynı şey ülkemiz içinde geçerlidir.