Türkiye'de kötü şeyler oluyor. Ülkeyi yöneten hükümet, AB adına milleti aldatıyor. Daha doğrusu hükümet Türk milletini felakete sürüklüyor. Vatan bütünlüğümüz, milli birliğimiz, hürriyet ve istiklalimiz, hükümet tarafından AB adına tehlikelere atılıyor... Bütün bu tehlikeli gidişi örtmek için de yaldızlı yalanlarla milleti aldatmaya çalışıyor... Hanikırmızıçizgiler? Şu son 17Aralık öncesi ve sonrasını bir düşünelim ve hükümetin milleti nasıl aldattığını ayan beyan görelim: SayınBaşbakan, Brüksel'e gitmeden önce bir DevletZirvesi toplayarak kırmızı çizgiler tespit etmişlerdi. SayınCumhurbaşkanıSezer,SayınBaşbakanErdoğan ve SayınGenelkurmayBaşkanıOrg.Özkök'ün katıldığı DevletZirvesi'nde, Brüksel'de olmazsa olmaz kararlar almışlar, yani Türkiye'nin kırmızı çizgilerini belirlemişler dir. Gazetelerde manşetlerden verilen Türkiye'nin kırmızı çizgileri şöyleydi: 1- Tam üyelik esas alınacak, imtiyazlı üyelik ve benzeri formüller kabul edilmeyecektir. Dolayısıyla tam serbest dolaşım olacaktır. 2- Süre itibariyle tam üyelik için 10yıl kadar bir süre müzakere dönemi olacak ve bu sürenin ucu açık olmayacak, süre sonunda tam üyelik kesin olarak gerçekleşecek. 3- Diğer üyelerden farklı olarak, Türkiye için bir özel şart ileri sürülürse kabul edilmeyecek. Yani Kıbrıs şartı masaya getirilirse reddedilecektir. Bu 3 konu Türkiye'nin kırmızı çizgileri olarak kabul ve ilan edilmiş, bu çizgilerin çiğnenmesi halinde Başbakan masayı terk edecek, böylece Türkiye müzakerelerden çekilecektir. Devlet zirvesinde alınan bu 3 kararı, gazeteler manşetten ve televizyonlar da baş haber olarak yayınlamışlardır... Çizginin üçüdeçiğnendi. Ne acıdır ki, 17AralıkBrükselZirvesi' nde TürkDevleti zirvesinde alınan bu 3 karar ile, her 3 çizgi de çiğnendi hatta silindi... Ama, Başbakan masayı terk etmedi ve bir zafer kazanmış olarak ilan edildi. Türkiye'ye bir kahraman olarak döndü ve öyle karşılandı. Böylece millet aldatıldı.
İşteböyleçiğnendi: 1- Tam üyelik değil imtiyazlı ortaklığın yolu açıldı. Çünkü müzakere sonunda serbest dolaşım olmayacak. Sadece karşı tarafın 'serbest dolaşımı olmayacak' şeklinde getirdiği metni, SayınBaşbakan 'gerekirse serbest dolaşım olmayacak' şekline dönüştürmüştür. Gerekip gerekmediğine kim karar verecek, tabi onlar... Yani Başbakan o zamana kadar kim öle, kim kala diyerek günü kurtardığını söylemek istiyor. Serbest dolaşımın şarta bağlanması, tam üyeliğin ortadan kaldırılması ve imtiyazlı ortaklığın kabulu, bizim kırmızı çizgimizin birinin silinmesi demektir. 2- Müzakerelerin ucu açık kararı alınmıştır. 10 yıllık müzakereden sonra 'üyelik garanti değildir, olmayabilir' diye karar alınmıştır. Böylece Türkiye'nin ikinci kırmızı çizgisi de çiğnenmiş ve silinmiştir. 10 yıl sonra " kusurabakmayıntamüyeolamazsınız" diyebilecekler ve o zamana kadar da Türkiye'ye yapacaklarını yapacaklardır. 3- Üçüncü kırmızı çizgimiz, diğer üyelere getirilen şartlardan farklı yani Kıbrıs şartı kabul edilmeyecekti. Bu çizgi de çiğnendi ve silindi. Çünkü, 3Ekim2005' e kadar KıbrısRumCumhuriyeti'nin tanınacağına dair SayınBaşbakan tarafından söz verildi, taahhüd edildi ve zabıtlara geçirildi. Böylece Kıbrıs Rumlarını tanıma ve KKTC'yi tasfiye etmek yeni ve farklı bir şart olarak kabul edilmiş oldu. Yani 3Ekim2005'e kadar Türkiye,RumYönetimi'ni tanımadığı, KıbrısTürkCumhuriyeti'ni tasfiye etmediği takdirde müzakereler de başlamayacaktır. Erdoğan,"OzamanakadarKıbrıs'dabirantlaşmayaparız" diyor. Bu nasıl bir anlaşma olacak? Rumlar,AB'yi arkalarına almış olacaklar, sen onların şartına uymazsan, Kıbrıs'ı vermezsen, AB'ye üye olmak değil, müzakerelere bile başlamayacaksın, yani köşeye sıkışmış olacaksın!.. Bu durumda, verip mi kurtulacaksın, kaçıp mı kurtulacaksın!.. Vemilletialdatıyorlar Bütün bunlara rağmen SayınBaşbakan,DışişleriBakanı, hükümet ve yandaşları olan TV'ler milleti aldatıyorlar. "Başardık,zaferkazandık,AB'yidizegetirdik" diye çığlık atıyorlar... Hepsi yalan! Yalakaların yalanlarına aldanmayalım ve yapılan anlaşmayı insaf ve sağduyu ile tekrar okuyalım...