Vakıf toplantısından eve yeni dönmüştüm. 1 yıldır Ankara'da olduğum için, yaptıkları çalışmalardan hiç haberim yoktu. Nasreddin Hoca'yı Anma Haftası dolayısıyla, çocukların rol alacağı bir program hazırlamışlardı ve 1 aydır bu program üzerinde çalışıyorlardı. Dosyaları masanın üzerine koyarken, "Keşke kardeşim ve yeğenlerim de bu programda rol alsalar" dedim. Onlar için büyük bir deneyim olurdu. Ama ne yazık ki, program yarındı ve bu kadar kısa zamanda yapacak hiçbir şey yoktu. 10 yaşındaki kardeşim yanıma geldi. Neden bilmiyorum, bu düşüncelerimi ona anlattım. Hemen gülümsedi, belli ki fikir hoşuna gitmişti. "Abla, biz 1 gün içinde hazırlanırız" dedi, "Ne olur izin ver!" Yaptığım hatayı anlamıştım. Boş yere onu umutlandırmıştım. "Hümeyra" dedim, "Programa hazırlanman için 1 günün bile yok. Şu an akşam vakti ve birkaç saat sonra yatacaksın. Hem programda ne oynayacağınız bile belli değil, elimizde de hiçbir metin yok" dedim. "Çok kolay" dedi. Kardeşim yanımdan ayrıldı. Çok geçmeden yeğenlerimle beraber eve geldi. "Teyze" dediler, "Annelerimizden izin aldık, bu akşam burada kalabilir miyiz?" "Elbette" dedim. Hep beraber balkonda oturduk. Niyetlerini iyice anlamıştım. Ciddi olarak programa katılmayı düşünüyorlardı. Ne kadar kabul etmesem de, nasıl oldu bilmiyorum, birden elinde kağıt kalem, kendimi metin yazarken buldum. Aralarında, "Fıkra olmazmış, peki ne yapabiliriz?" diye konuşmaya başladılar. Ben ancak skeç olabileceğini söyledim. Birisi, "Sanki Nasreddin Hoca bugün yaşıyormuş gibi yazalım" dedi. Fikir beğenildi ve espriler ard arda gelmeye başladı. Bana ise onların söylediklerini yazmak düşüyordu. Şaşırıp kalmıştım, bu kadar küçük çocuklar, nasıl böyle güncel espriler yapabiliyorlardı? Benim şaşkınlığım ve onların gülüşleri arasında skeci hazırladık. Hemen roller paylaşıldı ve provalara başlandı. Yatma saati yaklaşırdu ama, Nasreddin Hoca bir türlü rolünü ezberleyemiyordu. En büyük görev onundu. Kalktım, yataklarını hazırladım ve karşılarına geçip, "Çocuklar" dedim. "Yarına kadar rolünüzü ezberlemeniz çok zor, kaldı ki kostümleriniz bile hazır değil" Hepsinin gözleri yere baktı, belli ki çok üzülmüşlerdi. O sırada ben de kendi kendime kızıyor, "Keşke onlara bu konuyu hiç söylemeseydim" diyordum. "Biraz sonra yatarız, sen yat teyze" dediler. Salondaki yerime yattım ve arkamı döndüm. Aralarında büyük bir sessizlik oldu. Ne yaptıklarını çok merak ediyordum ama bir türlü arkamı da dönüp onlara bakamıyordum. Bir süre sonra, belli ki uyuduğumu düşündüler ve sessizce konuşmaya başladılar. İçlerinden biri "Tüh" diyordu, "Her şey bitti!" Öteki söze atıldı, "Bakın bu akşam uyumayalım ve skece çalışalım. Teyzem hazırlandığımızı görünce, bizi kıramaz ve programa götürür." İçimden hüzünlü bir şekilde güldüm. "Haydi öyleyse" dediler, "Önce kostümleri hazırlayalım" ve yatak odasına daldılar. Kısa bir süre sonra salonda tekrar toplandılar, belli ki kostümleri tamamlandı. Sonra tekrar provalara kaldıkları yerden devam ettiler. Bu arada ben de yavaşça kolumu kaldırdım, gözlerimi çok az aralayarak saatime baktım. Aman Allah'ım saat 3'e yaklaşıyordu. Yine üzüntüye kapıldım. Hala çalışıyorlardı.... O sırada uykuya dalmıştım. Sabah bir el beni sallayarak uyandırdı. Gözlerimi açtığımda kardeşim ve yeğenlerim başucumda bana bakıyordu. Saate baktı, 7'iydi. İnanamadım. Kardeşim, "Biz hazırız abla" dedi. Çoktan giyinmişler, kostümlerini de çantalarına yerleştirmişlerdi. Yeğenimin dediği gibi onları kıramadım ve salona getirdim. Bir kez de programı hazırlayan arkadaşlarımın önünde prova yaptılar ve çok beğenildiler. Onlara programda yer alabileceklerini, ama Nasreddin Hoca'nın biraz daha çalışması gerektiğini de eklediler. Sunuş konuşmasının yapılmasına 1 saat vardı ve bu sırada Nasreddin Hoca, pamuktan yapılmış sakalı, üzerinde cübbe niyetine giydiği abimin gömleğini yerlere sürerek, bir o yana, bir bu yana gidiyor, rolünü ezberlemeye çalışıyordu. Onlarla gerçekten gurur duyuyordum... Program başladı, fıkralar, şarkılar ve çocukların kahkaları arasında sona erdi. Kardeşim ve yeğenlerimin oluşturduğu grup, en çok alkışı toplamıştı. Beni yanıltmışlar, programın yıldızları onlar olmuştu. O gün çok iyi bir ders aldım. Hiçbir zaman önüme çıkan engellerden çok kolay pes eden bir insan olmadım ama, onlar bana bütün engeller önüne çıksa da hedefe ulaşmak için son saate, hatta son saniyeye kadar çalışmamı ve umudumu hiçbir zaman yitirmemem gerektiğini öğrettiler... Kaynak: Tavuk Suyuna Çorba