Mizahçıların diliyle "yurdum insanı" çok saf görünse de bazen tam 12'den vuruyor. Taşı gediğine koyuyor, lafını esirgemiyor. Saygı ve sevgiyi ihmal etmeden özellikle büyüklerine karşı mesafeli durmayı hayat anlayışının gereği gören insanımız, damarına basıldığında zekasının bütün inceliklerini sergiliyor. Tıpkı Rize'de olduğu gibi karşısında Başbakan da olsa ve hele "enayi" yerine konulduğunu anladığında, daha atak davranıyor ve yurttaşlık bilinci ile tepkisini yansıtıyor. Bunu yaparken de öylesine art niyetsiz, öylesine masumane ve öylesine hesapsız davranıyor ki, muhatabını bile şaşırtıyor. Bilinçli olarak söylenenlere fıtratından kaynaklanan doğaçlama ile karşılık veriyor ve dersine iyi çalışmış münazara öğrencileri gibi pes etmiyor. Nezaketli davranıyor Hatta siyasi kimlikli büyükleri laftan laf çıkartıp işi polemiğe götürmeye kalkışsalar da, "yurdum insanı" tartışmadan kaçarak nezaketli davranıyor ve "Haa öyle mi?" bakışıyla kestiriyor. Böylece muhatabın dersini de kıvrak şekilde veriyor. Bu derste inceden inceye "dalgasını geçme" bile bulunuyor. Televizyonlarda izlenmiş, gazetelerde okumuşsunuzdur. Tatilini geçirdiği memleketi Rize'nin Güneysu ilçesine bağlı Handüzü Yaylası'ndaki şenliklere katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, uzatılan mikrofonu eline alıp hemşehrilerine çevre dersi vermeye kalkışınca, dinleyenler arasındaki sevimli bir kadın muhatabı olur. Konuşmasında yöre ağzını kullanıp hemşehrilerini bir yerde fırçalamaya başlayan Erdoğan; "Şu evleri yapayisunuz, ne olur eski evlerden yapun. Hain, köti evler yapayisunuz" dedikten sonra, normal konuşmasına dönerek şunları söyler: - Yani, şu güzelim kültürdeki evleri yapmıyorsunuz. Rize kültüründeki dede evleri var ya. İşte onlardan yapın diyorum. Yoksa onları beğenmiyor musunuz? 'Benim evim öyledir' İşte tam bu anda Başbakan'ın konuşması, yöresel kıyafetler içindeki Emine Topuz adlı kadının seslenmesiyle kesilir. 45 yaşlarındaki kadın, kendilerini azarlayıcı üslupla konuşan Başbakan'a; "Öyle ise sen niye villa yaptın?" diye sorar. Bir anda şaşıran ve dikkati dağılan Başbakan "Benim evim öyledir" cevabını vererek, yöreye uygun olduğunu belirtmek ister. Bunun üzerine Topuz da, yöresel ağızla; "Haa öyle mi?" diyerek susar. Bu diyaloğun ardından Başbakan da konuşmasını sürdürür ve ne alaka ise yöre halkının sağlığı ve güzelliği için bu tür yapılanmaya ihtiyaç olduğunu belirterek, bölgenin bu şekilde Safranbolu gibi turist çekeceğini söyler. Başbakan böyle konuşur ama, hemşehrisi Emine Hanım'ı bile ikna edemediğine göre "Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı" atasözünün gerçeğinden öteye gidemez. Kendisi tatilini bitirip Ankara'ya dönerken, hemşehrileri baba ocağındaki villasını gezip çevre bilinçlerini artırıyorlardır herhalde.