Bitmeyen senfoni Nasıl bir senfonide, çalgılar yumuşak, süslü, iniş çıkışlarla başlar müzik şölenine; sonra da kah alçak, kah yüksek seslerle melodiyi belirginleştirirler yavaş ve derinden, tıpkı sevgi gibi... Derken tempo birden hızlanır, fırtınalar kopar, aşk, sevda gibi en uysal melodi bile hırçınlaşır. Bu, tarifsiz duygu yoğunluğu aşk gibi belli bir süreden sonra durulur. Bu fırtınalı dönemden sonra, huzur ve giderek kabullenme evresinde, daha yumuşak tonlarda buluşur çalgılar bu kez. Ve bu şölen, kah yalvarış, kah coşku, kah sevgi ya da teselli verircesine çalgıları bir arada tutan melodiler yorgun ama mutlu ezgilerle birbirlerini tamamlayıp zafere ulaşır. Bu senfoniyi defalarca dinleyen bizler, bu müzik şöleninin her anını yaşamımızdan bir şeyler hissederek dinlediğimiz için, o senfonide, zaferle sona eren melodileri, hayat yolundaki bir aşığın aşk için verdiği savaşları anladığımızı belirtircesine selamla alkışlarız. Aşk bir senfonidir bana göre. Aşk senfoniyse eğer, aşıkları bir arada tutan bu iniş çıkışları aşmanızı sağlayan, karşınızdaki insanı çok ama çok sevmek, biraz özveri ama en önemlisi karşılıklı sevgi, saygı ve anlayıştır. Karşılıklı sevgi, saygı ve anlayışın hakim olduğu bir aşkta hep dorukta uçarsınız. İlkeleriniz arasına alın bu üç maddeyi. Bir deneyin. Belki kolay olmaz ama, mutlu sona ulaşmak için biraz çaba ve zamana ihtiyacınız var. Ama sonuçta, bu saydıklarımızı uygularsak, aşkı içimize sindirerek yaşar ve yüreğimizdeki duyguların, bu senfonideki neşeli, coşkulu melodilerle dans etmesine şahit oluruz. Yürekteki duygular nasıl bir senfoniye can veren çalgılar ve notalar eşliğinde dans ediyorsa, benim yaşamımdaki tek senfoni sensin. Ölene kadar her anını aynı heyecanla ve bıkmadan defalarca dinleyebileğim tek senfoni... (Tavuk Suyuna Çorba)
Rastlantı mı? Bir haziran sabahı pencereden dışarıyı seyrediyordum. Okullar yeni kapanmıştı. İlkokul 5. sınıfa geçmiştim. Bu eve taşınalı 15 gün olmuştu, henüz burada hiç arkadaş edinememiştim. Komşu bahçelerde çocuklar oynuyordu. Onları daha yakından görmek ve belki tanışmak amacıyla bahçemize çıktım ve çevreyi izlemeye başladım. O sırada, temiz giyimli, 60 yaşlarında, esmer, zayıf bir adam yakınımda durdu. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen tipi hala hatırımda. Üzerinde gri bir takım elbise, yakası açık bir gömlek vardı. Durdu, sağa sola bakındı. Sanki bir şey sormak istiyordu. Bahçe duvarının dışından bana doğru yaklaştı: "Ahmet Güler isminde bir arkadaşımı arıyorum. Adresini bilmiyorum. 'Fakülteler semtinde oturuyorum' demişti. 15 gündür arıyorum. Tanıyor musun?" Tabii tanıyordum. Sınıf arkadaşım Aytül'ün babasıydı. "Aytül isminde kızları var mı?" diye sordum. "Evet iki kızı, iki oğlu var. Aytül en küçük kızı." Tamam, bu amca Aytüller'i tanıyordu. "Ana caddeye çıkın, üç otobüs durağını geçip, Uzgörenler sokağına girin, sağdan şu numaralı apartman..." diye tarif ettim. Adam çok sevindi. Mutluluk içinde teşekkür etti ve uçarcasına uzaklaştı. Ben de bu rastlantıya şaşırmıştım. Acaba adresi vermesem daha mı iyi olurdu? Arkadaşımn babasını kötü bir amaç için arıyor olabilir miydi? Hayır, hayır. Çocuk sezgilerim onun iyi bir insan olduğunu söylüyordu. Aytüller'le aramızda 2-3 kilometre mesafe vardı. Hangi güç beni adamın karşısına çıkartmıştı da 15 gündür yılmadan, bulmak istediği adresi bulmasını sağlamıştı? Adamın arkasından bakarken, "Demek ki insan yılmadan uğraşırsa amacına er geç ulaşıyor" diye düşündüm. (Tavuk Suyuna Çorba)